Duvarım
Kanadıkça içim, yapıştırdığım umutlarım vardı.Sahte gülüşlerim vardı dostlara. Kanadım yoktu, var ettim masumiyetim kanıtlansın istedim belki de...Ve kırıldığında kanatlarım, sahte gülüşlerimin yerini parçalanmış ezik yüzüm almıştı. Saklandığım duvarı ören de, kıran da ben olmuştum. Sakladıklarım döküldüğünde zaten ben yoktum. Olan şeye hayran bir ben bi de ben...Tamir ederken duvarımı, kırık kanatlarım ayağıma çelme takmaya başlamıştı. Korkutan hiçbir şey yoktu beni kırık kanadımla öremediğim duvarımın yanında çömelirken.Başım ellerimin arasında içime akıttığım birkaç acıma gözyaşı, birkaç kullanılmış duygu ve ben vardım. Kaçtıkça beni bulan ben.Ve yorgunluğum.Kendimi anlayamazken, beni anladığına inandığım, arkasından el salladıklarım içimde büyüdükçe büyürken, ben sadece duvarımın taşlarıyla oynuyordum. Zaman da mekan da duygularda silinirken gözümde boşluk duygusuna kapılmış, huzurun bu olduğunu düşünmüştüm. Arınmaya çalışırken bile günahlarımdan vazgeçmemiştim. Kimse, hiçbir yerde değildi. Ben çok uzakta bisküvi kokulu önlüğümün içinde elim sende oynuyordum. Elim sende...Kimde kalmıştı?Masumca her sabah perdenin ardından izleyip aşk sandığım heyecanda mı? Ya da tüketilmeden önce vücudumun en masum yerinde mi? Ben artık yoktum.İnadına var etmeye çalıştığım gülen suratlı, kanadı kırık olan kimdi bilmiyordum. Yolum kayıp, ben yok.Gidişler üzmedi beni.Gidişim üzmedi. Kaç kere gittim, bittim.Ya da kaç kere gideceğim kendimden? Ben bisküvili önlüğümün içinde havada istop oynarken bendim.Şimdi her kalkışımda yerden gördüğüm ilk ilginin peşinden yitip giden ben var..her seferinde kalkmaktan yorulmuş ben..
05/06/2005 Pazar 14:20
aygün sadece aygün


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home