AN...

Direncimin kırıldığı noktadır. İçimden kahkahalarla ağlamak istediğim andır. Bağıra bağıra sarılıp, boynuna kafamı gömmek istediğim andır. Yıkıldığım, güçsüzleştiğim, acizleştiğim andır. Geri çekilemediğim, bakışımı senden çalamadığım, gülümsediğim, gözümün dolduğu andır. Kaçtığım kendimden, kelimelerimi zorla yuttuğum, frenlediğim andır. Seni izlemek…Kahrolduğum andır…Kalbim sızlıyor. Çok hem de… Acıyor.o kadar sensin ki…Senden eksiltmeden, arttırmadan seni, ve yokluğun, aslında hiç olmayışın, olmayacak olman… Hayatının geri kalanında sadece önemli biri olmak acıtıyor, çok hem de… İçimden geçiyorsun. Akıyorsun, beynimden geçiyorsun, okumaman için direniyorum. Rüzgar içimden geçerken, sen kokuyor hava… Kırıldığım andır kendime. Özlüyorum seni. Yetmiyor… Hiç yetinemedim ki! Nasıl bir şey bu? Neden? Nasıl böyle oldum? Sen bilmeden, kendimi yedim, bitirdim, biterim de daha fazla… Neden geçmedi hala ve neden hala acıyor kalbim? Bitiremiyorum. Karma karışık! Gözlerini tam üzerine getirdiğinde gözümün bebeğine, içim acıyor… Dudaklarına iniyor gözüm, anlama diye… Buharlaştığım andır…


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home