BEN SANA FIRSAT VERİRİM ÇOCUĞUM…

Hani bazen karanlıkta alışınca gözlerin, yazdıklarını iyi seçemesen de, gayrı ihtiyari yazarsın, ama doğrudur harflerin. Hatta inci gibidir. Akışına bırakınca da bazı şeyleri, yoluna girer tek tek. Hani buz kalıbına sıkışmış su gibi, terlersin, yerin dar gelir. Yeşil gür çiçeklerle dolu karanlık bir balkonda, serin bir geceden uykusuzluğa teslim oldum… Elimde gizliden içilen o tatlı dumanlı sigaram. Dürtercesine harflerim uyandırırken, tatlı esnemelerimin arasında, sandalye, karanlık ve harfler… Çok şey var aklımda. Öyle çok ki, bir yere vursam, dökülse hepsi diye düşünmüyor değilim. Çaresizce bekliyorum. 2-7-9… Pairs gibi… Kartları açıyorum tek tek. 2 tanesine bakıyorum. Hafızamda tutuyorum. Aynıları olursa, ve hatırlarsam yerini, siliniyor o ikisi. Puan kazanıyorum. Oynarken bile gülümsüyorum. Herkes aynı. Ve benzediğini görünce siliyorum benzeyenleri. Evet, puan kazanıyorum, evet kaybediyorum… silineceklerini bile bile, çözüyorum şifrelerini. Sabırsızca yeşil ışığı bekleyen, yanacağını bilen bir makine gibi otomatiğe bağlamışım ilişkileri. Ne acı… Her şey ve herkes aynı. Tenler, kokular farklı olabilir. Ben peki? Farklı mıyım? İşte ben de kendini aynı kefeye koyan, yurdum insanıyım. Hayat ne de yetmez oldu bana. Ne de az geldi. Öyle hızlı koşuyor ki, durdurmaya çalışırken bir de bakmışım ben de koşuyorum. Saat… Saat çoktan salıyı solladı. Çarşamba bana kahkahalarla gülüyor. “Sen işinde ol, ben bile geçiciyim” balkondan trafik lambalarına bakıyorum. Hepsi sarı ve yanıp sönüyor. Dikkatli geç… oldu canım… Zaten ben sadece balkon insanıyım. Ben sadece kazanmaya odaklı, aynılarını bulmaya çalışan, usta bir pairs oyuncusuyum. Aynılarını bulmaya odaklanınca olduranlardanım…Ne de güzel batırdım çuvaldızımı. Uzun zamandır egolarımdan fırsat bulup batıramamıştım. Uzun zamandır yargılamayı bıraktım. Yaşamı kendi haline bırakmayı öğrendim. Hani bir bitki var. Şu 1 mt olunca evin olur denilen yeşil ok gibi yapraklı bitki. Yazarken kafama batıyor şimdi. Sahıra kalktı halam. Gecenin sessizliğinde klik sesi yankılandı.yazdıklarımı görmeden yazıyorum. Uyumam lazım. 2-7-9 bu rakamlar da bugün kafamda ötüyor. Usta bir pairs oyuncusu gibi, bırakmalı tadında, ihtirassız bir uyku çekmeliyim. Ben yenilince değil, yenince doymayan pehlivanlardanım. Sessizce, yenileceğini bilerek oynayan ve sonunda “biliyordum” deyip gülümseyen, usta oyunculardan.
Yatak beni çağırıyor. Oysa ben yattığımda milyon kere sağ, sol, yüzüstü, sırt üstü, yan pozisyonlarda cırmalayarak, tatlı düşlerle uyuyacağım, biliyorum. Botanik bir balkonda, kelimelerimin hızına yetişemeden, serin serin yazıyorum. Tadım yok aslında. Ağlasam mı? Geçer mi? Ağlamayayım. Sadece boşaltmaya çalışayım. Kafamda milyon düşünce var. Tadım yok! Tadım hiç yok! Ne çok silmeye, çizikler atmaya başladım. Kimse kalmayacak yakında. Belki de silinmesi gereken “ben”dir. Onu da silmeye kıyamıyorum. Çakmağın sesi ( Ocak yakan çakmak) gecede yankılanıyor. İçimdeki ben, e be salak, içme de zıbar yat. 3 saat uyuyacaksın” diyor ama ben inatla, hani o kovmak istediğim düşünceler var ya, yenilerini ekliyorum. Ben usta bir pairs oyuncusuyum. Ama hiçbir işime yaramıyor….
Aygün 26/09/2007


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home