BEŞİNCİ KAT

Kendime ne zaman acımayı bırakırım, bilmiyorum. Ezik duruşum, çaresiz, ağır, halsiz ve bitkin yürüyüşüm… Istırap kelimesi sanırım çok yerinde olur. Öyle ağırlaşıyorum ki iş yerinden çıkınca. Güzergahımı defalarca değiştirmek istedim, yapamadım. Adımlarım canımı acıtmak istercesine, evinin, ya da eskiden evin olan caddeye yöneliyor. Köşe başına yaklaşırken, gücümü yitirdiğimi hissediyorum. Gözlerim doluyor, sola çevirip başımı, seni görme umuduyla pencereye, caddeye alalacele bakıyorum. İki güçlü el sıkıyor boğazımı. Gözlerim öyle doluyor ki, kaldırımı göremiyorum.Birisi dün arkamdan omzuma dokundu. Sen sandım. Yol isteyen biriymiş. Durdum … saniyelerce bekledim. Ağır ağır devam ettim yoluma. Öyle kırgınım ki kendime, heyecanıma, kalp atışıma…Her gün tekrarlanan filmi izleyip durdum. Seninle yaşadığım her şeyi, her adımı defalarca izledim ! O kadar acıyorum ki halime! Artık yanımda olmayışın değil de, bu ezik halim beni mahveden… Senin huysuz ve ihtiyar halini canlandırıyorum gözümde…Senin televizyon başında uyumanı… Ve fark ediyorum ki, aynı evlilik kavramı ile birlikte, bebek kavramını da seviyorum seninle. Keşke, keşke senden bana bir hatıra kalsaydı. Senin gibi zeytin gözlü bir bebek… Her gün aynı filmi onunla seyretseydik. Benim gibi güçlü, senin gibi duygusal olsaydı. Aynı sigaran gibiyim mariposa… Yavaş yavaş bitiyorum… Ölemiyorum, o ayrı. Ben yaşadıkça, anladım ki, sen beynimi, kalbimi kemirip duracaksın. Ne kadar çabalarsam çabalayım, ben kaybolalı yıllar olmuş. Bedenler… Hayatım artık tek kişilik. Ne komik ki, her sabah, senin dopdolu olduğun bu şehre adım attığımda, aynı filmi tekrar tekrar izliyorum.
Bugün karşı kaldırımdan yürüdüm. Ve fark ettim ki, evinizi daha rahat görebiliyorum. Dejavu! Geçen yaz da her gün evin önünden ağlayarak yürümüştüm. Bu ne biçim oyun mariposa! Bumerang gibisin. Atıyorum içimden, geliyorsun … Tanrım! Değişik açılardan her gün evini gözetliyorum! Utanç! Ah ki ne ah! Bu içe atmışlık, bu aşk beni öldürmediği gibi, resmen süründürüyor! Teninin kokusunu özledim. Alnını, tenini… Ben seni çok sevdim… Kimselere söyleyemiyorum. Kendi içimde büyüttükçe seni, büyütüyorum. Bana iyi davrandığında söylenemez. Ama hadi gel yerime geç, sil kendini. Bu nasıl bir döngü! Boğazımda iki güçlü elsin. Seni düşündükçe boğulan bir ben. Gözlerim hep ıslak. Suskunum. Hatta delicesine sakin. Neşeliyim çoğu zaman. Aklımda sen yoksan… Saçlarım hala kısa. Hala seni unutturacak biri çıkmadı karşıma. Çıkacak diyorlar. Yalan meleğim! Bilmez miyim? Keşke çıksa, keşke sen gibi sevsem onu da. Sımsıkı sarılsam, hiç bırakmasam. Seni unutmayı inan her şeyden çok istiyorum. Sözlerimi ağdalandıracak, allı pullu yapacak değilim. Her gün bunları yaşamak zorunda olmak çok acı.
Yani… Sensizlik koymuyor bana. Hazmedemediğim, sensizlikte ezikliğim. Acizim. Neden her gün sen aklımdasın? Her yer, her nefes sen… Taptığım bu şehirdi eskiden. Bu şehir sen olmadan, sen kokmadan önce. Kızdım bir çok şeyine. Bak dedim soktum gözüme. Terazimin kefesi mi bozuk ne? Sigaran gibiyim, her gün erimekteyim…


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home