HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Pazartesi, Mart 14, 2016

SUPERMAN

Mutlu olmakla huzurlu olmak arasındaki farkı henüz bilmiyorum. Sanıyorum ki, huzurlu olduğum zamanlarda mutlu olduğumu hissediyorum. Huzursuzken pirana kadar yırtıcı ve de huzursuz edici olduğum kesin. Ama elimden bir şey gelmiyor. Sezgilerim devre dışı kalmadığından, sanırım beynimi fazlası ile yormaktayım. Bu da erkenden yaşlanmama neden olacak maalesef. Keşke bu özelliğimi fırlatıp atabilme şansını yakalayabilsem. Birinin bana dürüst olmadığını sezinlemesem. Ya da kafama takmamayı başarabilsem. Dengesiz derler bizim burcumuz insanlarına. Kabul etmedim, çünkü öyle bir sınıflandırma içerisinde hissetmedim kendimi. Ama hem dürüst olunmasını bekleyip, hem de canım acıyınca sanki bir yerlerde yanlış var diyorum. 
Hep iki seçenek tanıdım kendime. Hep seçimler. Kendi seçimlerimi yaşamaya öyle alışmışım ki, sanki seçim olmak bana itici geldi. Ya da sanki hep beni seçenler benim seçmediklerimdi. İstediğim seçtiklerimin seçmesiydi. Ben kulp buldum, onlar da evet o kulp dediler. :D ben kulp bulmayı bırakamadım. Onlarda elime kulp vermeyi. Gerçek dünya ile karşılaşmam tam da bu seneye rast düşer. Hazmedişim se bu senenin ortasından sonrasına. Tam da olarak ağustos ayına… belki ağustos böceği gibi yandığımdandır bu aylarda. Seçim olmak, seçmek, sezgiler, ölüm, ameliyat, vefa, riyakarlık, aşk, yanılgı… ve daha bir çok vesaire… bu vesaireler beni uyandıran. Bana sorulmadı uyanmak ister miydim? İstemedim. Aslında ben hep uyudum, uyanmayı tercih ettim. Ama ne erken di bu uyanış, ne vakitli. Sanki her şey monotondu, her şey olacağına kalacaktı, inşallahtı,maşallahtı ama ben hep çizgini kendin çiz i oynadım. Evlenmek, çocuk yapmak, yemek pişirip ev temizlemek ve razı gelmek di her şeye de ben sanki Oscar lı filmlerde yaşayan bir özgür kızdım. Filmler…ah filmler! Düşlerim derim hep ya, işte aslında hepsi filmmiş. Acı mı? Bilmem ki… hayırlısı demeyi öğrendim :D hayırlısı… kabullendim, bak razıyım, demeyi… 32 yaşında çıkardım pembe gözlüğümü. İsteklerimi oyun kutuma doldurdum. Aşkı yazılarıma sakladım. Rüyalarıma. Yemek yaptım, ev temizledim, dedikodu yaptım ev gezmelerinde. Babam düştü, canım acıdı. Çok acıdı. Nefes aldı verdi hızlıca, ölecek sandım, çok korktum… babam düşünce, ben acıyan yerine dokununca, pembelerimi attım… 80 yaşında, hasta, duygusal ve de tatlı sert hönküren bir babacığım var. Artık minik ellerim yok. Babam düştü, ben ağlayamadım. Nasıl koştum nasıl kaldırdım nasıl su verdim anlayamadım. Babam düştü, ben büyüdüm. Seçimimi yaptım… artık seçim yapmak istemiyorum. Babamı seçmedim ama dünyanın en tatlı babası benim babam. Su akar yolunu bulur babacığım. Seni çok seviyorum süpermenim… sen gibi biri bulursam şayet, sen gibi bir miniği kollarına vereceğim söz…

AYGÜN 6 eylül pazar 2009 


not: senden sonra bıraktım yazılarımı... seni çok özledim.  bu yazıyı eklemek için 6,5 sene geçmesi gerekmiş. okuyamıyorum bile. okuyamadığım halde ağlıyorum. bu yazı burda yayınlanacağı zaman gitmiştin ellerimden... babam...oyun arkadaşım. göbek tokuşturduğum.... bana kendime güvenmemi aşılayan, ben olmanın kalitesini hissettiren adam. beni ben yapanlarda emeğin çok... sadece bil... sözlerimi tutamadım. kapadım herkese kapılarımı. açtım şimdilerde ama... 

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home