HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Cuma, Kasım 18, 2005

A Little Pill in My Hand

Ve tüm rüyalarını gerçekleştirmiş olmanın verdiği huzur ve hafiflik duygusuyla kahvesinden bir yudum daha aldı adam. Gözleri, karşısındaki tabloya dikildi. Yıllardır her an gözünün önünde olan bu tabloyu uzun zamandır fark etmiyordu yerinde.. “Ne kadar karanlık!?” dedi içinden.. Tablodaki her bir gölgede kendi ayrıntılarına boğulduğunu düşündü.. Her fırça darbesinde hayatına yeni bir renk katmaya çalıştığını ama bunun her zaman beklediği gibi olmadığını... Gülümsedi hafif ukala bir edayla.. “Bu tabloyu ben yapsaydım bu kadar kusursuz ve karanlık olmazdı” dedi içinden çünkü o, kusurlu güzelliklerde arardı kendini.. Çünkü o ancak kusurlu güzelliklere erişebileceğini düşünmüştü her zaman.. Daha erişilebilirdi kusurlu güzellikler.. Bu nedenle tüm hayallerine ulaştığını düşünüyordu.. Zaten ulaşamayacağı bir hayal kurmamıştı hiç.. O sırada elindeki kahve fincanını yere düşürdü ve üzerine dökülen sıcak kahvenin verdiği acıyla irkildi... “Ne kadar da sakarım!” dedi içinden... “Şimdi kalk ve üzerini değiştir işin yoksa” dedi, yapacak hiçbir işi zaten yokken.. Tabiatındaki bu tembelliğin her zaman farkındaydı her ne kadar çok çalışkan görünmeye çabalasa da.. Kalkmak için doğrulduğu sırada radyodan gelen müziğin ritmine takılarak tekrar arkasına yaslandı.. Tanıdık melodilerdi bunlar: “You say the word you know I will find you or if you need some time I don't mind, I don't hold on to the tail of your kite, I'm not like the girls that you've known but I believe I'm worth coming home to kiss her, waiting by this girl... this girl... So go on and fly boy...” Hemen kendine uyarladı şarkının sözlerini her zamanki bencilliğiyle.. “Değer miydi?” diye düşündü.. “Gerçekten ben değer miyim buna?”.. Tüm içsel bütünlüğü dağıldı o anda.. Değmiyordu kendisine verdiği yanıtta... Değseydi böyle olmazdı çünkü.. Kendini bu kadar yalnız hissetmezdi.. Yalnız mıydı gerçekten yoksa kendini bile bile mi yalnızlaştırıyordu!? Ne fark ederdi ki sonuçta hissettiği duygunun farkındaydı.. “Şapşal teneke!” dedi kendine söylenerek.. İlk kez yapmıyordu bunu; canı sıkıldığında sesli düşünceleriyle hep azarlardı kendisini... Kalktı ve üzerini değiştirdi aceleyle.. Nereye yetişecekti ki? Yetişebileceği bir düşü kalmamıştı artık... “Hayat ne kadar da anlamsız!” diye geçirdi içinden giyinirken... Bu düşüncesini zihninde yakaladığında korktuğunu fark etti.. Gerçekten yitirmiş miydi hayatının anlamını ya da ne zaman bulmuştu ki? “Ah şu yüklemlemelerim, beklentilerim!” dedi kendi kendine.. Hep olması gerektiğinden fazlasını yüklerdi insanlara, nesnelere.. Biliyordu bir bağımlılıktı bu; ait olma, sahip olma ve bu çelişkili süreçlerin ürünleri olan bitmek bilmeyen beklentileri... Ve tabii ki bunların sonucu olan kaçınılmaz hayal kırıklıkları... “İşte yine aynı noktadayım.. Küçük bir noktaya saplanıp kaldım ve elimden tutup çıkarabilen yok.. Ben de çırpındıkça geri adım atıyorum içimde..” dedi.. İyice gerildiğini hissetti... “Sıcak bir duş tüm gerginliğimi alır nasılsa” diye düşündü. Hemen soyundu ve kendini, suyun bedenini kavrayan sıcağına bıraktı.. Düşüncelerini dağıtmaya çalışıyordu ama zihninde yine o soru işaretleri: “Ne zaman bulmuştum ki kaybettim?” Neydi hayatının anlamı? Yoksa anlamsızlığı mı anlam katıyordu düşlerine? “Aa kendine gel şapşal teneke! Saçmalamaya başladın yine!” diye söylendi yine kızarak kendine... Akan suyun saflığına eşlik eden o melodilere gittiği yine kulağı, bu kez: “Can somebody tell me now who is this terrorist? This little pill in my hand or this secret kiss, Am I alone in this kiss?” diyordu ezgiler... “Neden kendimi bu kadar yalnız hissediyorum?” diye geçirdi içinden.. “Beni bu salt yalnızlıktan kurtaracak ne var ki?! Ya da bundan kurtulunur mu ? Her daim kendiyle baş başa değil mi insan?” dedi...Sonra bir an durup kendisine ne kadar çok soru sorduğunu fark etti... Oysa tüm sorularının yanıtlarını verdiğini düşünüyordu her zaman.. Yorulmuştu artık.. 26 yıllık zaman dilimine uzanan bedeninde 100 yıllık bir ruha sahip gibi hissediyordu.. Yılgındı... Bu soru işaretlerini taşıyamayacak kadar yorgun.. Sonra bir an tablonun karanlığı parladı zihninde.. Boşluk ve hiçlik duygusu... Gitmeliydi artık. Avucunda bir hap kutusu, gizemli öpücüğüyle yolcu etmeliydi artık onu... O an gözyaşlarına engel olamadı .. Zaten duşa girdiği andan beri tutuyordu kendini, farkındaydı... Zihninden tüm sevdikleri geçti o an: Ailesi, dostları, sevgilileri, iş arkadaşları, deli gibi sevdiği öğrencileri.. “Onları aramalıyım” dedi.. “Seslerini duymalıyım!”... Sonra “Hayır hayır! En son yaşanmışlıklarla hatırlamalılar beni.. Yoksa bana kızmalarına dayanamam.”diyerek vazgeçti.... Ve o....... Kırgınlığını aylardır içinde cam parçaları gibi biriktirmesine neden olan o... Gözyaşları daha da çoğalarak akan suya karıştı .. Zihninde gökyüzünden düşmekte olan kuru bir yaprak belirdi o anda... Yanağını okşayarak süzüldü ve nereye gittiği belli olmayan suyun akışına kapıldı.. Düşüyordu... Çeşmeyi kapattı o an, suyu durdurmalıydı çünkü suyun akışındaki belirsizlik onu hiç bu kadar ürkütmemişti.. Aynanın karşısına geçti.. Kızarmış gözlerine bakamıyordu ilk defa.. İlk defa kendi gözlerine bakmaktan utanıyordu... Zorladı kendini ve gözlerine baktı bir bebeğin masumiyetine sığınarak... “Son nefesimi verirken düşündüğüm en son şey sen olacaksın!” Ne büyük bir sözdü bu, ne kadar da iddialı!... Ama o iddialı sözlerin adamıydı ve bunu da yerine getirecekti er ya da geç.. Sonra belirsiz bir zaman diliminde söylediği o sözler canlandı zihninde: “Seni sevebilmek için gidiyorum... Ancak bu şekilde seni sevebilirim ömrümün sonuna dek..“ Haklıydı da... Ecza dolabını açtı. Elleri, titreyerek ilaç kutusuna uzandı.... Korkuyordu ama bir kez karar verirse onu hiçbir şey geri çeviremezdi.. Tüm kararsızlığına rağmen başa çıkılmaz bir inatçılığı vardı çünkü.... Tüm gizemiyle hapları tümden yuttu bir bardak su eşliğinde... Az önce radyoda dinlediği şarkıyı açtı tekrar... Her zaman huzur bulduğunu söylediği yatağına uzandı sakince ve bu kez son defa.... Aklında sadece o vardı.... “Son nefesimi verirken düşündüğüm en son şey sen olacaksın!”... Düşünerek uykuya daldı... Yüzünde belli belirsiz bir acıya eşlik eden huzurlu bir gülümseme... Oysa müzik, hiçbir şeye aldırmadan akmaya devam ediyordu:
”Shame shame time to leave me now
Shame shame you've had your fun
Shame shame for letting me think that I would be the one

Can somebody tell me now who is this terrorist?
This little pill in my hand or this secret kiss
Am I alone in this kiss?................................”

yazan: ordinary miracles
10/10/2005

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home