
Ben yalnızlığımı da sevdim, karanlığımı da… Eksilenler oldu, ya da artanlar. Üzülmeyi öğrendim, kararınca ve dingin… El sallamayı, olabildiğine güzel şeyleri hatırlamayı. Dostlarım oldu, nicesi yitti, gitti… Geldiler ve gittiler. Anlıyorum ki, gelmeleri de, gitmeleri de hayırlıydı. Islandım, yürüdüm nemli yollarda. Düşündüm eksildikçe. Kahırlanmadım. İçimde, ufacık çizgilerini, güzel çizgilerini okşadım, eksildiğimde arttıramadım. Eskisi olamadım. Kim olursa olsun, ayırmadım keskin bir çizgi ile yolumu. Bozulan kulaklığımı atmak yerine, tamir etmek için bir saat uğraştım. Yapamasaydım belki atmadan saklayacaktım… Attığım her adımın hesabını verebildim. Hatalarım da oldu tabi, hesabını vermeye bile çalışmadan yenilgilerim… Zaman belki de dinginleştirdi kimi zaman beni. Doğru; saçlarım dünya’ya inat belki dik, ve ojeli tırnaklarım tezat saçıma…Dilimdeki kelimeler gamsız. Fırtınamın estiği yerde bir dingin göl var ki, kenarında çimler, üzerinde şezlong, limonatasını içip, mantık yürüten. Oracıkta susan. Fırtınamda en sessiz kelimelerim savruldu… Ve anladım ki, ne olursa olsun, savrulsam da, koparmadan ipimi hep inatla, yumuşacık, yapıştırıcı gibi onarmaya çalıştım. Ve yine anladım ki, özür dilemek çok zormuş. Bu benim için değil, diğerleri için zormuş. Zaman geldi öğrendim, haklı olduğumu bile bile, haksızlığı, sırf karşı taraf zorlandığı için kabullenmekte, paylaşmayı… Ve ıslak yollarda anladım, diğerlerinin özür kelimesi yerine “ikimiz de hatalıydık” demesinin onları rahatlattığını… Bilmek, anlamak istemediler belki de… Ama ya ben? Ya tanrı? Ya da susturdukları benlikleri? Anladım ıslak yollarda birçok hatamı. Hatalarımda ayaklaerına yapışmalarımı. Ve ne yaparsam, ne kadar affetseler de beni, bildim içlerinde kırıklarım olacağını… Özür dilemekten çok bu kırıklar üzdü, ağır geldi.Benim bilmem yetti. Islak yollarda anladım ağlamanın zehrimi akıttığını… Utanmamayı, insan olduğumu 18’imde ıslak bir zeminde, atlayamadığım havuzun kenarında öğrenmiştim.Sonrasında Ankara’da Kızılay’da, İstanbul’da Beyoğlu’nda… Duşta öğrendim tuzumu akıttığını suyun…Tüm bu yerlerde ağlarken kahkahalarla, insanlığımı, utançlarımı saklamamayı. Ezikliğimi yaşamanın beni insan hissettirdiğini. Şimdi 15 dakikalık seanslarla, sonbaharın terk edişini, kışın içime girişini, derinlerimde arşınlıyorum. İçimde bir nehir var. Sen akıntının tersine yüzerken, kendinle yüzleşmektense, keskin dönüşlerle korkularından, terk edişlerine, işte ben o nehirde, neşeli ve yumuşak, akıntıyla yüzüyorum. Nehir beni göle götürürken, nefesimin, kelimelerimin, gülüşümün kıymetiyle, hayatı emiyorum.Korkularımı, hatalarımı, heyecanımı, huzurumu paylaşmak istersen, elimi tut… Ola ki yolda, nehir kenarında dinlenmek istersen, ya da başka bir yolu seçersen, uğurlarım seni. Farklı zamanlarda, farklı yollarla da olsa bir yerde buluşacağımızı, yüzyüze bakacağımızı unutmam, merak etme…Kızmam da asla. Islak yollarda öğrendim ben, sarılmayı, son bakışı, vedaları… Ya yollar ıslaktı, ya da ben… Islanmayı, güneşi sevdiğim kadar sevdim ben….
Not: Bak yazdım işte.. Kimbilir okurken ya kızdın, ya kırıldın,ya da hak verdin bana. Ama bak yazdım işte, içş.imden geldiğince. Şimdi bunu sayma diyemem. Say. Bana hissettirdiklerin aynamda, işte tam burada. Dün gece rüyamda, sımsıkı sarıldım sana arkadaşım...Özlemişim
Aralık 2007
Aygün