HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Cuma, Aralık 21, 2007

Aşağıdaki yazıyı okurken sizden ricam Damien Rice'den The Blower's Daughter parçasını dinlemeniz...

SANIRIM...


Kışa dair karlı hayaller. Şubat’a sıkıştırdığım karlı bir dal, yapraktan süzülen bahar öncesi… Bilmem bahar ne getirecek. Şimdiden düşünmüyorum değil mi? Bahar zaten içimde. Aşık olmam gerekmiyor inan bana. Gözlerimi kapıyorum sessizce. Şubat’ın kaçışını, baharın tomurcuğunu, kokusunu içime çekiyorum. Bakıyorum, sen gelmişsin. Saatler geçiyor sonbaharla. Güneş girince içime, işte bahar geldi, hani gelmezdi diyorum. Bazen güneş oluyor bahar, bazen kelimeler. Ben baharı içimde var ettikçe, ona sahiplenecek objeler buldukça, kışımı da baharımı da, yazımı da yaşatıyorum. Bir havuzun içinde seninle yüzüyorum. Elinden tutuyorum susup, ve yaz geliyor içime. Ben seninle her yere gidebiliyorum düşününce. Yaz oluyor denize gidiyoruz. Ve kışın bir dağ evinde, üşüyen elerim, eriyor elinde. Gamzelerin beliriyor bazen yüzümde. Aynada görmek istediğim şey görünüyor gözüme. Ve gözlerim sen oluyor bazen. Kışın ortasında sen oluyor bahar. Ilık ılık esiyor kelimelerin içime. Susup saatlerce dinlemek istiyorum seni, sesini. Kalbin o kadar yakın ki diline, seni dinlerken edepsizce, kalbini elime alabiliyorum. Ve sen konuşurken yüzünü kazıyorum beynime. Şaşırdığında kaldırdığın kaşın ve gülümsemeni, bahara yapıştırıyorum. Taze bir çiçek gibi kokluyorum senden habersiz seni. Heyecanla konuşurken, içimden bir sürü şarkı geçiyor. İçimden söylüyorum ve güneşe yapıştırıyorum.Haberin yok değil mi? Yok tabi ki… Bazen gözün, bazen kelimelerin oluşum da bu nedenden. Seni dinlerken, ben sen olurken, kazırken ve de kelimelerini güneşe, sen habersizce gülümsüyorsun…Someone told me that love would all save us…but heaven, no heaven don’t hear me… Just didn't drink enough to say you love me. Can't break free until I let it go and in the end I guess I had to fall… Bazen gözlerim doluyor. Ne hoş seni yaşamak. Hüzünleniyorum mutluluktan. Aşık değilim ve buna rağmen, söylemeden yaşıyorum seni. Sevişmeden, aşık olmadan, seni dinlerken mutluluktan doluyor gözlerim. Taze bir bahar var getirdiğin içime. Büyüsü bozulmasın diye sessizce yaşadığım bir şey. Adı olmayan bir şey. Başlamasın ya da bitmesin. Böyle o kadar güzel ki… Sen yokken’i bile planladım, hazırım ben. Şimdiden yokluğunda havada asılı kalacak kelimelerimi yokladım. Onlar da hazırlar. Kollarım biliyorlar eksileceğini. Kulağım tek tek harflerini seçiyor. Şifrelenmiş bir beyinle yürüyorum her an. Çıkacak kelimelerim kasıyorum, sınırlandırıyorum yanında. Sabah seninle uyanırken, akşamı senle kapıyorum. Rüyamda, odamda oluyorsun. Yanıma uzan, sarılmak istiyorum diyorum…gülümsüyorsun…uyanıyorum ve tabi ki sadece rüya diyorum… Uzanırken ellerim, ayaklarım hep geri gidiyor. Adım attıkça, kollarım uzanmıyor. Sarılırken sana, kelimeleri öyle sertçe susturuyorum ki… Bilmesinler, saklı kal. Sen de bilme sakın… İçimden kulağına fısıldıyorum… Ellerim zaten tenine değiyor sen bilmeden…İsim’e gerek var mı baharım? And so it is... Life goes easy on me most of the time. And so it is… I can't take my eyes off of you… We'll both forget the breeze. Just like I said it should be… I can't take my eyes off of you. I can't take my mind off of you. My mind...my mind... Till I find somebody new…


aygün 21 aralık 2007

Perşembe, Aralık 13, 2007

ISLAK YOLLAR...


Ben yalnızlığımı da sevdim, karanlığımı da… Eksilenler oldu, ya da artanlar. Üzülmeyi öğrendim, kararınca ve dingin… El sallamayı, olabildiğine güzel şeyleri hatırlamayı. Dostlarım oldu, nicesi yitti, gitti… Geldiler ve gittiler. Anlıyorum ki, gelmeleri de, gitmeleri de hayırlıydı. Islandım, yürüdüm nemli yollarda. Düşündüm eksildikçe. Kahırlanmadım. İçimde, ufacık çizgilerini, güzel çizgilerini okşadım, eksildiğimde arttıramadım. Eskisi olamadım. Kim olursa olsun, ayırmadım keskin bir çizgi ile yolumu. Bozulan kulaklığımı atmak yerine, tamir etmek için bir saat uğraştım. Yapamasaydım belki atmadan saklayacaktım… Attığım her adımın hesabını verebildim. Hatalarım da oldu tabi, hesabını vermeye bile çalışmadan yenilgilerim… Zaman belki de dinginleştirdi kimi zaman beni. Doğru; saçlarım dünya’ya inat belki dik, ve ojeli tırnaklarım tezat saçıma…Dilimdeki kelimeler gamsız. Fırtınamın estiği yerde bir dingin göl var ki, kenarında çimler, üzerinde şezlong, limonatasını içip, mantık yürüten. Oracıkta susan. Fırtınamda en sessiz kelimelerim savruldu… Ve anladım ki, ne olursa olsun, savrulsam da, koparmadan ipimi hep inatla, yumuşacık, yapıştırıcı gibi onarmaya çalıştım. Ve yine anladım ki, özür dilemek çok zormuş. Bu benim için değil, diğerleri için zormuş. Zaman geldi öğrendim, haklı olduğumu bile bile, haksızlığı, sırf karşı taraf zorlandığı için kabullenmekte, paylaşmayı… Ve ıslak yollarda anladım, diğerlerinin özür kelimesi yerine “ikimiz de hatalıydık” demesinin onları rahatlattığını… Bilmek, anlamak istemediler belki de… Ama ya ben? Ya tanrı? Ya da susturdukları benlikleri? Anladım ıslak yollarda birçok hatamı. Hatalarımda ayaklaerına yapışmalarımı. Ve ne yaparsam, ne kadar affetseler de beni, bildim içlerinde kırıklarım olacağını… Özür dilemekten çok bu kırıklar üzdü, ağır geldi.Benim bilmem yetti. Islak yollarda anladım ağlamanın zehrimi akıttığını… Utanmamayı, insan olduğumu 18’imde ıslak bir zeminde, atlayamadığım havuzun kenarında öğrenmiştim.Sonrasında Ankara’da Kızılay’da, İstanbul’da Beyoğlu’nda… Duşta öğrendim tuzumu akıttığını suyun…Tüm bu yerlerde ağlarken kahkahalarla, insanlığımı, utançlarımı saklamamayı. Ezikliğimi yaşamanın beni insan hissettirdiğini. Şimdi 15 dakikalık seanslarla, sonbaharın terk edişini, kışın içime girişini, derinlerimde arşınlıyorum. İçimde bir nehir var. Sen akıntının tersine yüzerken, kendinle yüzleşmektense, keskin dönüşlerle korkularından, terk edişlerine, işte ben o nehirde, neşeli ve yumuşak, akıntıyla yüzüyorum. Nehir beni göle götürürken, nefesimin, kelimelerimin, gülüşümün kıymetiyle, hayatı emiyorum.Korkularımı, hatalarımı, heyecanımı, huzurumu paylaşmak istersen, elimi tut… Ola ki yolda, nehir kenarında dinlenmek istersen, ya da başka bir yolu seçersen, uğurlarım seni. Farklı zamanlarda, farklı yollarla da olsa bir yerde buluşacağımızı, yüzyüze bakacağımızı unutmam, merak etme…Kızmam da asla. Islak yollarda öğrendim ben, sarılmayı, son bakışı, vedaları… Ya yollar ıslaktı, ya da ben… Islanmayı, güneşi sevdiğim kadar sevdim ben….
Not: Bak yazdım işte.. Kimbilir okurken ya kızdın, ya kırıldın,ya da hak verdin bana. Ama bak yazdım işte, içş.imden geldiğince. Şimdi bunu sayma diyemem. Say. Bana hissettirdiklerin aynamda, işte tam burada. Dün gece rüyamda, sımsıkı sarıldım sana arkadaşım...Özlemişim 
Aralık 2007
Aygün