HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Çarşamba, Mart 23, 2016

Oldu Mu Şimdi

Yabancıyım. Uzaklara dalıyorum sıkça. Nedendir bilmem, kafam dolu olunca gelirim ben . Düşümdeki yerime sığınırım. Gelirim ben. Kendimi terk ederken, kimsesizlik çekince canım, gelirim ben. Denizin kenarıdır, herkes bilir. Çamlar vardır yamacında dağların. Verandalı tek katlı ahşap büyükçe ev sahile sıfır. Hamak vardır önündeki iki muz ağacının arasında. Elimde limonatam, verandadaki sallanan sandalyede önce beyaz kumlara, sonra turquaz huzura. Esinti kısa saçlarımı tokalarından kurtarır, alnımı gıdıklar. Ben gelince aşka, ne sen kalırsın içimde, ne diğerleri. Sallanırken bırakırım elimdeki limonatayı ahşaba, dikkatlice alırım elime kitabı. Arasına sıkıştırdığım ıvır zıvırdan kaldığım yeri bulurum. Kitap ayracı dayanmaz zaten bana. Okurken uykum gelir, mayışırım, gözlerim küçülür, yavaşça gerinir, esnerim.düşene kadar elimden, dostumu bırakmam. Düşünce kaldırır, limonatamdan alırım koca bir yudum. Dalarım… uzaklara değil öyle ama. Sesimi duymak için boğazımı temizlerim yavaşça. Şarkı mırıldanırım, sonra istemen düşüme sen atlarsın, elinde gitar, gözlerinle ritmi yakalayınca yakaladığın o bakış, ben ıslanmasın diye gözlerim, titremesin die uğraşırken sesim, sen geldiğin gibi gidersin. Kumsalda yürüşünü izlerim, ayak izlerin yok. Kaparım gözlerimi. Kızarım. Düşümde ne işin var senin? Yıllardır tek huzurlu düşüncemde? Bilirim… son zamanlarda seni düşünmenin düşümden fazla zaman aldığını. Kafamı sallarım… ayak izlerin yok. Kumsal da zaten ıslak değil. Kum da yok. Oturduğum yer, sadece yer. Şimdi ne oldu düşüme peki? Parçası olmuşsun da, parçası eksilince eksiliyormuş da ben fark etmemişim. Aferim bana … oldu mu şimdi?

Aygün

Ney Ve Üstad

Bilir misin üstad sancımı? Bilir misin ki can acımı, yazarsın dizelerde. Kelimelerimi söktüm attım birer birer içimden. Yıllandırdım, bilemezsin. Ney sesleri geliyor, kocaman bedenimden. Ben dışarıda duymamak için bir şarkı mırıldanıyorum.Öyle hüzünlü işlemiş ki, gözlerimde yaşları tutamıyorum. O kadar sıcak, öyle tuzlu akıyor ki, tenim , yüzüm kavruluyor üstad!


Sen bilmezsin benim sevdamı. Öyle "Seviyorum ulen!" gibi değildir. Bakarım, susarım, yutarım, söyleyemem. Bülbül gibi şakırken, dut yemiş bülbül gibi susarım!


Kaç asır geçti? Şimdi ağır ağır ilerliyor yelkovan. Bu akşam sanki daha bir ağır. Daha kasvetli bastırdı sancım. Ben bir sözde, ben bir gözde kayboldum üstad! Nerdeyim, neyi bekliyorum? Hiç açmamış bir çiçeğin açmasını bekliyorum...Bak, kalemim hala kurşun. Alışamadım bir türlü tükenmeze.


Telefonum küs sanki benimle. Az da olsa çalınca, sanki renkleniyor her yer. Sonra, ve sonra tek tek soluyor renkler. Onlar da küsüyor bana. Siz de mi hesabı istiyorsunuz benden? Nedenlerim var. Beni yemiş yutmuş korkularım...


Bilir misin ki üstad, birikir içimde son baharın yaprakları. Ben temizlemem, onlar gitmez. Otururum balkonda. Nescafem dans eder kalemimle. Gözlerim ara ara yeşil bayramlar görür çiçeklerde. nefes alırım, veremem üstad...


Diyorsun ki dayan, geçer. Geçer tabi. Biter herşey gibi. Yavaş yavaş, eze eze, izini kazıya kazıya... Bilirim, geçer tüm sevdalar. Geçmesini isteyeni bulman zor ama. Çok zor sevmek. Çok zor özlemek...


Sen bilir misin ki, nadasa yattı bu gönül senelerdir. Hiç bir şarkıya birini yapıştıramadı. Hoşlanamadı, sevemedi. Şimdi yakasını bırakmaması ondan.


Yok, yok böyle sürecek. Bu sefer git demek yok. Söndürmeyeceğim. Gittiği yere kadar. Bugün kendime sordum, gitmesin dedi. Bıraktım kendi haline. Ney sesleri içimde üstad! Ney sesleri hüznümle evlendi üstad!

Aygün

Korkuyorum Senden

Bir masal anlatmayacağım sana. Sen sadece, oku ve hisset.
    Ben erken bir Sonbahar'dım... İlkbahar'ı yaşadığımı düşünmüştüm. Hatta soğuk kış günlerine bile hazırdım. Üşümüştüm. Yüreğim donmuştu.Çok uzun zaman olmuştu,  ya da hiç bu kadar ısınmamıştı yüreğim. Çok okumuştum aşk romanlarını,  ve çok erken öğrenmiştim filmlerin sadece yaratıcılık olduğunu. Hiç prenses olmayacaktım,  ve prens sadece renkli bir boyaydı büyüyünce silinen. Sanki ilkbahardı çocukluğum. Dolunay'dı... O bakıp bakıp gülümsediğim bisküvi kokulu önlüğümdü. İlkbahar, Dolunay beni itelediğinde, benden hoşlandığını sanmaktı. İlkbahardı akşam 8'e kadar havada istop oynamak. Sallanırken, elim kayıp düşünce, şişmiş dudakla bir de üstüne dayak yemekti. İlkbahardı annemin elleriyle yedirdiği sahanda yumurta. ve teneffüstü ilkbahar...
   Sonra, ergenliğimdi ilkbahar. Pencere arkasından izlediğim, yürüyen delikanlıydı. Hiç söylenmemiş aşk'tı.Ve hiç bilinmeden silinen masum çırpınıştı. Oje sürmek, kaş almak, onu görmekti... Sonra sonbahar geldi, ben sonbahar oldum. Herkes yaz mevsimini yaşarken ben sonbahardım. Ama hep bağırdım "Hey ben de yazım!" Ben yaz olmaya çalıştıkça, sanki kış'a gömülüyordum. Dudaklarım buzlu, kirpiklerim kar, ellerim soğuk. Ben güldükçe, sanki renkler flu... Ve ben, içimdeki sonbahar'a mahkum, sahte yaz aşığı...
   Ortaokuldayken, sabah uyanır, ev işlerine yardım eder, patates kızartmamı yer, saçlarımı fönler okula giderdim. Okula giderdim, evet...Dersleri dinler, dinlerken de düşünürdüm, dalıp uzaklara. Benim hayallerim vardı. Benim saf, basit hayallerim vardı. Bir bebeğim, bir kocam olacaktı. Bir işim, güzel kocaman bir evim...Şimdi, bu hayaller artık yok. Ben, bu hayallerimi bile özledim... Bir havuzum olsun isterdim. Aşağı katta kapalı bir havuz. Sonra, bahçeye taşıdım yüreğimi. Polyester panel bir havuz yaptırdım düşümde. Bir ben vardım. Çünkü, hiç gerçek anlamda çift olamamıştım. Olamayacağıma inandığım zaman ise, sanırım 26 yaşındaydım. Kendime acımak adına dik duruşlarım da tam bu zamana denk gelir. Ah gügün ah! Şimdi soruyorlar ya, mahvediyor beni bu soru : Neden evlenmedin ?

      Şimdi, bana değer veren, huzur veren, sevgi veren, saygılı adam oldu da, ben hayır mı dedim? " Kısmet... " Aynen bunu söyledim, kısmet. Kısmet neydi? Benim işime taş koyan kısmet, yenilir bir şey miydi? Kısmet, kızların evde kalmasını sağlayan bir büyücü müydü? Ben bu kısmeti sevemedim... Derdim evlenmek değildi. Derdim O'nu bulamamamdı. Sanki, benle kovalamaca oynuyordu. Ve ebe hep bendim! Sosyallikte ne kadar iyiysem, ebelikte o kadar kötüydüm.Kimseden kaçmadım. Bu yüzden kaçmadım, kovalamadım. Yoruldum! Öyle enfes, görkemli duvar ördüm ki kendime, diğer tarafa eğilip bakmıyordum bile! Diğer taraf! Hatta, bu diğer taraf için söylenen tüm olumsuzlukları düşünüp, duvarımı boyuyordum gökkuşağına... Evlilik kötüydü. Kadınlar tek yaşlanmamak için, erkeklerse düzenli seks ve aile hayatı için öldürdüler aşkı. Bense canımı yaktığı için, aşk'ı hissetmemek için cırmaladım. Erkek gibiydim artık. Duvarımı her gün bir renge boyadım. Kimi zaman kırmızıydım. Pembe, mavi. Bazen mor, siyah. Ama duvar da benimdi, renkler de. Tanrı Aygün'ü korusun. Artık Tanrı ile oyun alanımdı burası. Canım acımıyordu. Yalnızdım. Yaz'dım. Ben'dim. Biz'e karşı ben. Ben topu atıyordum, gol oluyordu. Çünkü ne rakip vardı, ne takım. Nereye gideceğini bilerek attım hep topu. Kendi anlaşılmaz berbat dünyama, kendi anlaşılmaz berbat insanlarımı koydum sonra. Birbirimizi anlıyorduk. Ben ölmek istedim. Çok istedim. Çünkü yalnızdım. Kendi cennetimde yapayalnız. 300 - 500 - 1000 adamın içinde tek ben anladım beni. Sonbaharımı yaşarken, çimler ektim bitmeyeceğini bile bile! Mevsimsiz çiçekler ektim. Sonucu bilince, kırılmadım böylece. Birkaç berbat,  kötü zamanlarım dışında, üzülmedim başka şeylere. Ben, en çok kendimi attım derine. En çok kendime çıkardım hesapların büyüğünü. Ve en çok kendimi silkeledim!

   Dur! Durmalıydım. Ben kendimi bir savaşçı yaptım. Güçlüydüm! Ezilmemek için güçlendim. Ne yazık! hayatı bir savaştan ibaret gördüm. Güvenmek istedim, anlıyor musun? Minicik bir umut benimkisi. Bir olta vardı. Ucunda ufak bir balık. Ben olta olduğumu sanırken, yem oldum çoğu zaman. Ama hiç yem oldum demedim. Bile bile yedim, kendimi de yedirdim demedim.

  Ben sonbaharı yaşarken, bir güneş çizdim tam kalbime. Üfledim, üfledim, üflemediğimde söndü. Üflesin istedim, olmadı. Kısmet! Evet Kısmet!

   Yağmurları sevdim, amber kokusunu, çamuru, çiçeklerin ıslanışını, yaprakların yıkanışını izlemeyi... Ben, çok şeye anlam kazandırıp, o anlama aşık oldum. Kuş, böcek, toprak...Hiç tutmadım yaşlarımı. Ah! Çok acıdı... İçimden geçen onca kelimeyi nerden bileceksin sen?

   Bana dokunacaksan bil ki çok hassas içim. Korkuyorum senden! Seninle iken güneş'i yüzünde görmekten, elimi tutup öpünce, elimin yanmasından, kalbimin ritmini bozmandan, seni dinlerken huzurlanmaktan. Korkuyorum! Kaçmak için delice, koşuyorum. Ve sen bunlardan habersiz, belki başkaları varken aklında, ben, beni düşündüğünü farzedip avunuyorum. Avunuyorum... Yaşadığım kışı, sonbaharı ve sahte ilkbaharı, deli gibi baştan ama seninle yaşamak istiyorum.

   Seni özledim. Gururluı değilim. Açık ve net. Seni çok özledim. Beni kandır, beni inandır, gerçek bunlar de... Ve ben berbat gerçekler yerine, seninle olayım. Huzurlu, arzulu, duygulu, kısaca deli gibi, hiç olmadığım bir deniz gibi!

    Bana senin gördüğün renkleri anlat. Bana hiç durmadan seni anlat. Daha çok sindirmek istiyorum seni. Korkuyorum aynı zamanda!

  Ah be kısmet! Bu mudur benş bu halde bırakışın? Böyle, uçakta giderken bir anda savuruşun. Nerdesin? Rüya mısın kabus mu?

Bir tomurcuk attım içime. Şimdi her gün suluyorum umutlarımı. Ve içinde sen olan düşler bahçesinde, gezdikçe yeşertiyorum dallarını.

Sana bir masal anlatmayacağım. Sana bir hayatı anlatmayacağım. Ben sana bir hayat yaşatacağım. Sil herşeyi. Yeniden yepyeni renklerden bir bahçe yapalım. sen ek yeter ki, ben sularım...

Aygün














Pazartesi, Mart 21, 2016

Bardağın Taşan Tarafı

Şimdi yazsam biliyorum, çok acıyacak canım. Kelimelerim inanılmaz keskin. Niyetlerim acınası. Ve onları bastıran bir her boka boncukluk.
Yazsam, ağlarım biliyorum. Biliyorum yalnızlığı delicesine istiyorum. Ah kendim. Ah kendim…
Kendimi herkesin yerine koyuyorum, bakıyorum, ben olsaydım onların yerinde küsmemek için, kırmamak için nasıl da çabalardım. Küsmek de, kırmak da, özür dilememek de, gurur da tavan.  Artık sizdenim. Çok lafa lüzum yok. Verdiğinizi alacaksınız, fazlasıyla. Haklar doldu.

aygün

Pazartesi, Mart 14, 2016

NEM

Hiç farkında değilsin anne… Sen dahil hiçkimse farkında değil. Ben hiç de iyi değilim inan. Sabrım da, umudum da bitmiş durumda. Benim için öğütlediklerin boş. Neşeli olmak boş. Dürüst olmak boş. Ekmek kazanıyorum anne, işime saygım da var, aynı senin dediğin gibi, sanki benim dükkanım gibi. Kimsenin işime engel olmasına izin vermiyorum mesela. Dostlarım var anne, aynı dediğin gibi, hep dürüst oldum, abarttım hatta aynen dediğin gibi, aklımın dibini de gösterdim. Ben buyum, seveceksen böyle sev dedim. Ben olmaktan vazgeçmedim anne, utanmadım kendimden aynen dediğin gibi. Hep dürüstlük aradım arkadaşlarımda, dostlarımda, işimde, yediğim her lokmada helal… Bana verdiğin öğütlerden ikisini tutmadım. Tutamadım çünkü bana verdiğin tüm şu dürüstlük derslerine ters düştü. Kendimden başka bir ben çıkaramadım. Sadece kendime değil, etrafımdakileri de uyardım. Haksızlığa gelemedim. Savundum doğru olanı. Tanımadığım halde yedirmedim kimsenin hakkını. Varsa bir günah, susup dinleyip ortak olmadım yalanlara. Hazmedemedim bana yapılmış gibi. Ağladım saklamadım, güldüm neşelendim saklamadım, kızdım deli gibi bağırdım, sevdim hemen söyledim herkese, öyle güzeldi ki saklayamazdım. Hüzünlendim, umutlandım, savaştım, günahlarda yapma dedim, melek misin dendi, yine de savaştım. Çok mu iyiydim? Değildim annem… Hiç olamadım. Burnumu soktum herşeye… Şimdi bakıyorum etrafıma, tek tek dmkülen yapraklar gibi sonbahar yaşamımda. Fırtına gelmeden gitmeli miyim annem? Gitme diyorsun ama, artık kışları atlatacak ateş de, sığınacak huzurlu bir yerde, içinde yaşayacağım insanlarda, son moda yaşpasta gibi hemen bozuluyor annem. Figürleri sanki eskiden sevdiğim simli kartpoatallar gibi… Bakarken hüzünlü bir gülümseme yayılır ya hani “hey gidi günler” dercesine. Ben senin en deli, en neşeli, en deli dolu yavrundum ya hani, kimileri aşktan sanıyor annem. Beni aşk hiç yıkmadı, bunu asıl sen bilirsin… Beni umursuz, insana saygısı kalmamış, dedikoducu, yüzüme gülen, arkamdan konuşan, yalancı, bencil, ve egoları uğruna insan harcayan kişiler soldurdu. Hep kalktım, direndim, yeniden dedim, sil baştan dedim, heyyo, yuppi, wuuu derken….artık yoruldum annem. Gitme dersin de kalınca ne edem? Kalabilecek güç kalmadı bende. Beni ben bitirdim. Dürüstlük, aman yalan yok, aman bu günah, aman dostumsun ciğerimi sök, şudur budur…bir sürü deli saçmalıkları. Değişemiyorum da, kütük gibiyim… Sana göre 23 bana göre 33 olan şu yaşımda bu yılgınlık bile beni yoruyor. Şu halime deli oluyorum ama hergün biraz daha azalıyorum. Farkındasın biliyorum. Uyumak istiyorum. Deli gibi uyumak. Beni aşk yormadı annem. Bunu asıl sen biliyorsun… Beni yoran, sevdiğimi bildiğin ama başkasına aşık olan adama, sırf beni mutlu etmek için yaptığın sütlaç yoruyor… Hala aynısın, ve hala senin gibiyim, ve bu beni öldürüyor! Eğer bizler de normal olsaydık, şu anda bu şekilde olmazdık. Yemişim sütlacı da, dostu da, şunu da bunu da… Çekip gidesim var. Umutsuzca asıldığım umudum bile kalmadı. Sevdiğim insanları sevemiyorum hallerini gördükçe. Azalıyorum annem! Bir şeye de benzemiyorum ama aygün de değilim işte! Neden gidemiyorum, kalıyorum, birkaç iyi insan yüzünü hergün görmek istiyorum biliyor musun? Neşeleniyorum, ve sen tek başına akşam beni beklerken elimden geldiğince güldürmeye çalışıyorum. Babam gibi gitme diye savaşıyorum. Hani bana evlen diyorsun ya, kimseye aşık değilim biliyorsun. Sevdim ama olamadım aşık. Gözüm arkada kalmasa, davulla zurna ile giderdim biliyorsun. Kalmam için bana en güzel yalanı söyle bari bir kere… Ne dersen inanacak kadar açım. Yalnızım desem…hem de çok yalnız annem!

Aygün 
18.05.2010 23:00

SUPERMAN

Mutlu olmakla huzurlu olmak arasındaki farkı henüz bilmiyorum. Sanıyorum ki, huzurlu olduğum zamanlarda mutlu olduğumu hissediyorum. Huzursuzken pirana kadar yırtıcı ve de huzursuz edici olduğum kesin. Ama elimden bir şey gelmiyor. Sezgilerim devre dışı kalmadığından, sanırım beynimi fazlası ile yormaktayım. Bu da erkenden yaşlanmama neden olacak maalesef. Keşke bu özelliğimi fırlatıp atabilme şansını yakalayabilsem. Birinin bana dürüst olmadığını sezinlemesem. Ya da kafama takmamayı başarabilsem. Dengesiz derler bizim burcumuz insanlarına. Kabul etmedim, çünkü öyle bir sınıflandırma içerisinde hissetmedim kendimi. Ama hem dürüst olunmasını bekleyip, hem de canım acıyınca sanki bir yerlerde yanlış var diyorum. 
Hep iki seçenek tanıdım kendime. Hep seçimler. Kendi seçimlerimi yaşamaya öyle alışmışım ki, sanki seçim olmak bana itici geldi. Ya da sanki hep beni seçenler benim seçmediklerimdi. İstediğim seçtiklerimin seçmesiydi. Ben kulp buldum, onlar da evet o kulp dediler. :D ben kulp bulmayı bırakamadım. Onlarda elime kulp vermeyi. Gerçek dünya ile karşılaşmam tam da bu seneye rast düşer. Hazmedişim se bu senenin ortasından sonrasına. Tam da olarak ağustos ayına… belki ağustos böceği gibi yandığımdandır bu aylarda. Seçim olmak, seçmek, sezgiler, ölüm, ameliyat, vefa, riyakarlık, aşk, yanılgı… ve daha bir çok vesaire… bu vesaireler beni uyandıran. Bana sorulmadı uyanmak ister miydim? İstemedim. Aslında ben hep uyudum, uyanmayı tercih ettim. Ama ne erken di bu uyanış, ne vakitli. Sanki her şey monotondu, her şey olacağına kalacaktı, inşallahtı,maşallahtı ama ben hep çizgini kendin çiz i oynadım. Evlenmek, çocuk yapmak, yemek pişirip ev temizlemek ve razı gelmek di her şeye de ben sanki Oscar lı filmlerde yaşayan bir özgür kızdım. Filmler…ah filmler! Düşlerim derim hep ya, işte aslında hepsi filmmiş. Acı mı? Bilmem ki… hayırlısı demeyi öğrendim :D hayırlısı… kabullendim, bak razıyım, demeyi… 32 yaşında çıkardım pembe gözlüğümü. İsteklerimi oyun kutuma doldurdum. Aşkı yazılarıma sakladım. Rüyalarıma. Yemek yaptım, ev temizledim, dedikodu yaptım ev gezmelerinde. Babam düştü, canım acıdı. Çok acıdı. Nefes aldı verdi hızlıca, ölecek sandım, çok korktum… babam düşünce, ben acıyan yerine dokununca, pembelerimi attım… 80 yaşında, hasta, duygusal ve de tatlı sert hönküren bir babacığım var. Artık minik ellerim yok. Babam düştü, ben ağlayamadım. Nasıl koştum nasıl kaldırdım nasıl su verdim anlayamadım. Babam düştü, ben büyüdüm. Seçimimi yaptım… artık seçim yapmak istemiyorum. Babamı seçmedim ama dünyanın en tatlı babası benim babam. Su akar yolunu bulur babacığım. Seni çok seviyorum süpermenim… sen gibi biri bulursam şayet, sen gibi bir miniği kollarına vereceğim söz…

AYGÜN 6 eylül pazar 2009 


not: senden sonra bıraktım yazılarımı... seni çok özledim.  bu yazıyı eklemek için 6,5 sene geçmesi gerekmiş. okuyamıyorum bile. okuyamadığım halde ağlıyorum. bu yazı burda yayınlanacağı zaman gitmiştin ellerimden... babam...oyun arkadaşım. göbek tokuşturduğum.... bana kendime güvenmemi aşılayan, ben olmanın kalitesini hissettiren adam. beni ben yapanlarda emeğin çok... sadece bil... sözlerimi tutamadım. kapadım herkese kapılarımı. açtım şimdilerde ama...