HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Pazartesi, Ocak 21, 2008

AN...


Direncimin kırıldığı noktadır. İçimden kahkahalarla ağlamak istediğim andır. Bağıra bağıra sarılıp, boynuna kafamı gömmek istediğim andır. Yıkıldığım, güçsüzleştiğim, acizleştiğim andır. Geri çekilemediğim, bakışımı senden çalamadığım, gülümsediğim, gözümün dolduğu andır. Kaçtığım kendimden, kelimelerimi zorla yuttuğum, frenlediğim andır. Seni izlemek…Kahrolduğum andır…Kalbim sızlıyor. Çok hem de… Acıyor.o kadar sensin ki…Senden eksiltmeden, arttırmadan seni, ve yokluğun, aslında hiç olmayışın, olmayacak olman… Hayatının geri kalanında sadece önemli biri olmak acıtıyor, çok hem de… İçimden geçiyorsun. Akıyorsun, beynimden geçiyorsun, okumaman için direniyorum. Rüzgar içimden geçerken, sen kokuyor hava… Kırıldığım andır kendime. Özlüyorum seni. Yetmiyor… Hiç yetinemedim ki! Nasıl bir şey bu? Neden? Nasıl böyle oldum? Sen bilmeden, kendimi yedim, bitirdim, biterim de daha fazla… Neden geçmedi hala ve neden hala acıyor kalbim? Bitiremiyorum. Karma karışık! Gözlerini tam üzerine getirdiğinde gözümün bebeğine, içim acıyor… Dudaklarına iniyor gözüm, anlama diye… Buharlaştığım andır…

DÜN GECE


Dün gece tenimi sunmak istedim, sen dışında birine… Olmadı, olamadı…Oturup seni anlattım saatlerce. O çırılçıplak bekledi, dinledi sessizce. Sevişeceğim dediğim halde, vücuduna bakarken bile, içim ince ince sızladı… Sen geldin gözümün önüne. Ben anlattım, o dinledi seni. Üşüdü sonra… Giydi üzerini, uzandı yatağa. O anlattı, ben dinledim sonra… Dün gece, tenimi sunmak istedim, sen dışında birine… Yıkandım, yıkanırken ağladım, çıktım… Sigaramı yakıp, sen oldum öylece. Başaramadım… Kırıldım, çok kırıldım kendime!

Aygün ocak 2008

MAVİYDİN...


Bak, adını bile söyleyemiyorum. Kimse bilmiyor seni! Söyleyemiyorum ki… Nefes alamıyorum. Ruhum seninle şenlenirken, bir anda göçüyor! Nasıl hem yaşam sevincim, hem de bittiğim an oluyorsun anlamıyorum. Sen yokken, öyle kendine güveni olan, öyle takmazdım ki… Yoksun sen! Yok etmeliyim! Deniz kenarında bağırmak, deli gibi ağlamak istiyorum. Adını söylemek istiyorum.Defalarca söylemek ve ağlamak…Ben pembeyken, sana kırmızıyken, yanarken, sen sadece maviydin...


aygün ocak 2008

SİLMEK


Zaman ne çabuk geçiyor. 3 ay olmuş. Tam 3 ay… Seni aklımda en güzel halinle hatırlamak istedim hep. Bittiğinde çabam da hep bu nedendendi.zor oldu. Zor oldu bitmen içimde. Hatırladım ilk alışverişe gidişimiz, club’a gidişimiz, sahilde arabada müzik dinleyişimiz. En kırıldığım anları çöpe atmıştım. Hepsini sorgusuzca atmıştım. Geldiğinde sadece iyi hatıraları yapıştırıp, görmek istemiştim seni. Ve son vuruşun… Yaşamımın en bana ters, en büyük hakaretiydi belki de. Senin yanında, ortak arkadaşımızı, hatta kardeş yaşında birine nasıl meyilli olduğumu düşündüğünde altın vuruşunu yapmıştın. İlk defa biri, benim bu şekilde davranacağımı düşünmüştü. Gözünde bu şekilde göründüğümü duymak susturdu, fişimi çekti. Seni bitirdiğim andır. Sessizce attığım andır… her şeyi çöpe attığımı düşündüm. Yaz’a veda ederken, people çıkışı gece 3 de gidişimiz, ve… İşte kokunu, bakışını, sarılıp uyuyuşumuzu, huzurlu o anı atamamışım… Yazıklar olsun bana! Sanma aşığım, seviyorum seni. Sana dair iyi bir şey de olsa, kalmasın içimde istiyorum. hak etmiyorsun…

aygün ocak 2008

İLHAM


Yazmak için zaman mı, mekan mı önemli, çözemedim. Akşam mı, sabah mı? Ilık mı, yoksa soğuk mu? İlla hüzün mü yoksa neşe mi lazım. Ruhsuz bir yazı, istenmeden yazılan, zaman ve mekanın önemsiz olduğu yazılardır. Sabah yediğin bir zeytin tanesi, kimi zaman yazdırır. Ya da soğukta içtiğin bir sigara… Ellerinle avuçladığın nescafe kupası… Anlıyorum. Zaman da, mekan da önemsizleşiyor bazen. Yediğin içtiğin, paylaştıkların başrolü kapıyor. Mırıldanılan bir şarkı, olmak istediğin yeri ve mekanı yaratıyor sana…

Cumartesi, Ocak 05, 2008

BİLİP DE, BİLMEDİKLERİN...


İçinden geçenler… Bilip de, bilmediklerin… Duymamak için çabaların. Sormayışın bana. Ve bildiğini bilmenin eziciliği. Kaç konu başlığı istersin söyle! Sessizce, iz bırakan yanağımda, akan minik su damlasını göstermeden, nasıl kaçarım senden söyle! İçinden geçenler… Geçenleri bilmenin eziciliği kahreden! Bir adım öndesin. 1-0 önde… her gelişinde hafifleyişim, kanatlanıp uçuşum. Ve bunu bahanelerle, yaftalarla geçiştirmem. Her gelmeyişinde, sessizce dinlemem kendimi. Ve her gidişinde, her ayrılışta, içimden geçen gri duman… Sen hiç buz gibi bir kış günü, karların arasında, kardelen gördün mü? Kışın ortasında, baharı yaşadın mı? Hiç ölüme yaklaşırken, yaşamın cennete dönüştü mü? Mümkün mü, beni anlaman, yaşaman? Na mümkün… Ben sana objektif yaklaşamam artık melek… Ben sana tarafsız yaklaşamam… Merak etme. Hiç söylemeyeceğim, dillendirmeyeceğim. Yüklüyüm, ağırım sadece… Kamburum sert anlayacağın. Saçlarım uzuyor, ve tırnaklarım da… Saçlarım dingin, hanım efendi. Bacaklarımda etekler. Dizginlerim hala elimde bak! Ve bildiğini bilmenin eziciliği… İyiyim merak etme. Her şey olması gerektiği gibi melek!


Aygün 05.01.2008 00.20

ACIDIKÇA KENDİME, ACITIYORUM KENDİMİ...


Bak, seni ellerimle verdim. Gözündeki, yüreğindeki heyecanı ezip geçemedim. Ellerimle teslim ettim… Saat ilerliyor. Issız, soğuk yolları arşınlarken, ağlamadım. Kafam kaldırımları izledi. Düşündüm… Çok düşündüm… seni ellerimle verdim. Bile bile, acıyarak kendime. Ağlamadım. Tatmanı istedim derin yeşili. Dibe vurmanı istedim, senden habersiz. 1 yoktu içinde. Tam 3,5 vardı. 1,2,3 ve buçuk… Oysa hepsi olması gereken yerde, boşlukta, zihninde sallanıp, labirent beynini bulandırırken ben, dibe vurmanı ve dipte hızlıca ayaklarınla itip vücudunu, en yukarıya çıkmanı diledim. Herkes, hiçbir yerdeydi. Sen sadece, bir yerlere koşan, ama aynı dairenin içinde kalan baharım… Seni ellerimle verdim. Ağlamadım inan, üşümedim… Soğuktu ve ben seni teslim ettim. 1,2,3 buçuk… Saat 1 ve ben sesinde tanıdık olmayan o tonu tekrar tekrar düşünüyorum. Saat 2 ve ben, o tonun anlamını biliyorum. Ve saat 3 bilmek kendime acımamı sağlıyor. Ve 4, acıdıkça kendime, acıtıyorum kendimi.5, ipimi çekerken, ceza verirken kendime, girdiğin kaos’a karşın vereceğin savaşı hesaplıyorum adım adım… 1… 1 değil mi? 2,5 öldü. Ve bu şehirde bir aşık, yok olmuşluk hakim… Artık gitti. Ci A! Gerçek : Kaybetmek ya da kazanamamak zaferleri, kırbaçlıyor o taze yarayı. İsim verme! Verme bırak öyle kalsın. Düşün, sadece güzeldi de. Saat 25. Ve ben üşümüyorum. Ağlamadan yürüyorum. Yorgunum. Adımlarım, zihnimden yavaş. Kafan karışık, biliyorum. Canın yandı ve de… Şimdi her şey durulacak. Bardaktaki kumlu su gibi, çökecek derinlerde. Dinlenmiş, arınmış bir berraklık kalacak içinde… Nadas zamanı! Kırılma kendine. Ben senin içinde kırdım kendimi. Düşünme sen, ben düşündüm yeterince… Önünde öyle çok sürpriz var ki, kucağını açman yeterli. Saat çok…. Hızlı geçiyor. Kalbim hala 18’imde. Vücuduma bakma sen… İnat ve asiliğiyle koşuyor. O ilerledikçe, kalbim geriliyor. Şimdi uyumam lazım. Beni bekliyorsun. Bekletmeden rüyalarımı, gidiyorum. Yanağım neden nemli, anlayamıyorum…

Aygün 24.12.2007 seni 1 geçe…