
Yolun başında yolun sonunu görmeye çalışmak doğru mudur?Ya da görmeye çalışmak?Bizler hep aynı şeyi yapıyoruz.Tüm olumsuzluklarımız aslında hep bu sonları görmeye çalışırken ortaya çıkıyor. Elimizden kayacak diye korkup, ürker ve gitmeyecekse de yitiririz sevdiklerimizi.Korkularımız burda da bizim önümüze geçer, biz olur ve bizi yener.Şekilden şekile gireriz sevince.Sevince korkarız ve paniklemeye başlarız : ya giderse? Doğru insan olduğuna inanıyorsak hele de . Diyorum ya takla atmadığımız kalır.Kendimizi aşar, "o" olmaya çalışırız. Biraz uzak davrandığında "o", biz daha çok koşarız yakalamak için. Bütün maharetlerimizi dökeriz, "o" bizde kalsın diye."Uygunum işte sana"'yı gözüne sokarız bir anlamda.Sözde biz oluruz bunları yaparken de!Unuttuklarımız var: karşı tarafın üzerine bu kadar düştüğümüzde adımları daha da geri gider "o" nun.Hatta koşar adım uzaklaşır bizden.kendini psikolojik baskı altında hissetmeye başlamıştır çünkü.Karşısında her şeyini ona endeksleyen ya da endekslemeye çabalayan biri vardır.Bu durumda kendisini yoklar.Acaba layık mıyım? Karşılığını verebilecek miyim? O bu düşüncelerle uğraşırken, tereddütlü davrandığı için biz daha da çok incilerimizi çıkarır koyarız masaya.Kıskanırız, sahipleniriz.Onun sınırlarına girmeye çalışırız.Hatta buna hakkımız olduğunu bile düşünürüz.Onun yıllardır yalnız, özgür yaşadığı, bağımsız cumhuriyetinin sınırlarını zorlarız. Onu anlarız aslında, hatta anladıkça daha da çok severiz.Ya O...Biz anladıkça onun mutlu olacağını düşleriz.Oysa o tüm korkularının, zayıflıklarının, eksikliklerinin bilinmesinden dolayı huzursuzdur. Biz kapılarını zorladıkça, o artık kapının sesini duymamak için kulaklarını tıkamıştır.Anlayamadığımız daha da önemli şeyler de vardır. Mesela, onu tanıdığımızda Ayşe'dir, Veli'dir.Kalbi boştur. Kendine ait bir dünyası, hobileri, tarzı vardır.En başta özgürlüğü vardır. Verilecek tek hesabı kendinedir. Ama biz hep onun hayatına burnumuzu sokarız ve hesap sorarız.Kimdi?Nerde?Nasıl? Ya biz? Vs..Yani onun gözüne "Bak ben artık senin hayatındayım.Ayağını denk al!"' ı sokarız. Bırakmayız kendi başına duygularıyla onu.Siz yanında yoksunuz ya; dışarı çıkamaz, başkasıyla gezemez, adını bilmeniz gerekir.Ama siz yoksunuz, olamaz!Temelinde güven problemi yatan bu hareket, aslında kendimizde olan güvensizliktir.Kendimizi eksik buluruz.Ve onun siz olmadan ki hayatından farklı bir yaşama sokmaya çalışırız. Yani elimizden kaçmaması için yeni bir dünya yaratırız. Unuturuz...Eğer onun için kaçırılmayacak bir fırsatsak, ya da öyle olduğumuz düşünüyorsak böyle bir eyleme girmemize gerek de yoktur.Burda asıl erdem onu tanıdığımız zaman nasıl yaşıyorsa, ne ise öyle sevdiğimizi ve değiştirmeye gerek olmadığını, zaten o olduğu için sevdiğimizi unutmamamız gerektiğidir. Sevdiğimiz kişi "O"dur. Onu "O" yapanlar.Olabilecekleri , eksiği ya da fazlası değil..Hobileri, özeli, korkularıyla...Birlikteliğin özelini bozmak, yaşa stilini değiştirmek olmadığını unuturuz. Sevdiğimizde, cılkını çıkarırız.Üzerine gideriz.Aklından çıkmamak için kendimizi paralarız.Bilmeyiz aslında ne kadar çok zaman değil, az ama yoğun şeyler hissetmesinin önemli olduğunu.Çalışma hayatının olduğunu, sizde başka kafasında ne kadar düşüncenin olduğunu hep unuturuz.Ya da kabullenmeyiz. Onun insan olduğunu unuturuz.Kendimiz gibi değil, üstün bir varlı olduğunu düşünürüz. Sizi çok sevmesini, her zaman elinizi tutmasını, ya da sürekli sarılması demek olmadığını unuturuz. Günde bilmem kaç kere çağrı bırakırız. Sözde aklımdasın demektir. Ama her iki taraf için zamanla duygusuzca prosedür olan bu aramalar yetmediği gibi, bir de beleş hat alır her akşam saatlerce işin büyüsü kaçana kadar geyik yaparız. Telefon beklemesi ya da ona ait bir dünyanın olmasını da aslında umursamayız. Bizler onun bizsiz ortamlarda mutlu olabileceğini unuturuz. Diyorum ya:bizler çabuk unuturuz. Hiç sorar mıyız kendimize aşık olunca bu soruları? Başka bir erkeğe ye da kadına bakınca kıyameti koparırız, sorgularız hemen.Onu ona bırakmayız. Bunu yaparken kendimize olan güvensizliğimizi gösterdiğimizin farkında bile değilizdir.Onu seçimleriyle rahatça bırakıp, onun mutlu olacağı kişiyi bulmasını istemeyiz. Biz doğru insanız ya! Bunu baskısız daha rahat görebileceğimizi düşünmeyiz. Hayır ben 2. şıkkı tercih ediyorum derseniz baskı yapın.Hatta at gözlüğü takıp, 24 saat izleyebileceğiniz bir kamera da yerleştirebilirsiniz her yere. Ya bizler?Bizlere bunlar yapılsa ne hissederdik.?Hayatımıza biri girip, hesap sorarak tarzınızı değiştirmek isterse? Ya da sizden başka biri olmanızı isterse? Unutuyoruz...Aşkın anlamını bilmiyoruz. Huzuru, saygıyı katmadan salt sevgiyle olabileceğimiz bu duygunun ne kadar boğucu olabileceğini göremeyecek kadar bencil ve kör oluyoruz. Ve tüm bu kıskançlıklara, baskılara "Aşığım, yaparım, doğaldır" diyerek bastırıyoruz güvensizliklerimizi.Kovalamanın kaçma ile olabileceğini unutuyoruz..Kaçan ya da kovalayan olmadan, isteyen istediği anda gerçekten siz olduğunuz için, minicik anlarda ama yoğun olarak sevilmeyi istemez misiniz bir ilişkide?Huurlu olmayı, saygı dolu bir ilişki istemez miydiniz? Kendiniz olmaktan vazgeçmeyin.Bırakın sevdiğiniz sizi siz olduğunuz için sevsin.Sizi seçerken huzur veren, saygı yüklü bir aşkı seçtiğini hissetsin. Seçmeyene el sallamak yerine, kabullendirmeye çalışarak düşmeyin.Deli olsanız da aşkınızdan, kokusuna dünyayı satsanız da siz olmaktan vazgeçmeyin.Sevdiğinizle, o olduğu için birlikte olmanız dileğimle...
Sevgiler…
Aygün Karaarslan
Mart 2005