GİDİYORUM…
Giderken bir an durup düşünüyorum.İçim titriyor.Dönmemek, ardıma bakmamak için zorluyorum kendimi.Bana kucak açmış sevda beni bekliyor.Boğazım düğümleniyor.Neden böyle hissediyorum?Kızıyorum kendime.İçimde nedensiz bir can acısı var.Gitme diyor bir yarım.Senle dolu tarafım.Kal, bekle.Zaten beklemedin mi?Onu düşün, kokusunu, o izlediğin gözlerini düşün diyor.Diğer yarım hadi gitme zamanı, yeni bir sayfa açmadın mı?Şimdi uygula hemen.Git ve dönme, unut onu diyor.Yüzümde gülücüklerle, içimden ağlayan, bacağımdan tutup gitme diyen çocuğu duymamak için çaba sarf ederken, yürüyemiyorum.O noktada ne sana gelebiliyorum sevda, ne de sana sevdiğim.Seni sana bırakırken, adımımı atarken kimsenin görmediği, sızlayan beni de bırakmak istiyorum o noktada.İlerleyemiyorum.Nasıl sevdim bilemezsin…Rüyam, gecem, gündüzüm, huzurum…seni bırakıp gidiyorum.Adımlarımı atarken ağlıyorum.İstemesem de ağlıyorum.Seni de, gözlerini de, suskunluğunu da, artık göstermediğin şefkatini de,tenini de seni güneşim seni bırakıp gidiyorum.Kendimi sanki sevdamı aldatıyor gibi hisseden tek ben miyim?Söyle..Söylemezsin bilirim…Gelirken de susmuştun, giderken de…Senden giderken, ruh eşimi bırakıp giden, sanki bunu ben istemişim gibi hisseden ben, işte senin istediğin gibi gidiyorum.Gülümseyerek gidiyorum güneşim.Bir daha ne kokun dolacak burnuma, ne sıcak yumuşak tenin değecek tenime…Gidiyorum güneş… Aygün 06/12/2005
Büyük yazarların büyük efsaneleri...Anladım ki sevgi, tutku, büyük büyülerin, gizemlerin, suskunlukların ardına gizlenmiş, heyecanla beklerlermiş diğer yarılarını.Anladım ki bu suskunluklar, dilsiz duygular tetiklermiş sevdaları.Büyüklüğü o içinde büyüyen, içten içe kemirip, kendini küçültenmiş.Küçüldükçe, dilsiz harflerin sahibini yüceltmekmiş içinde.Sevda yanlışlıkla değen parmaklarla göz göze gelmekmiş.Gidenin ardından, elleri bomboş yitirmişlik duygusuymuş.Sevda ananın çocuğuna seni seviyorum diyememesiymiş.Gizler ve büyü...İçimizde büyüttüğümüz o şey...Adı mühim mi?Kavruluurken söyleyememekmiş.Söylenmemiş, söylenememiş sözlermiş, içimdeki yoğunluğuymuş.Susmakmış aşk.Ve dilsiz kelimelerin içinde dans etmesiymiş insanın...Beklemekmiş.Ve beklerken gelmemesi düşüncesinib körüklediği ateşmiş büyüdükçe büyüyen.Gözüne bakmak ama dokunamamakmış.Heyecanmış.Yok olmak, bitmekmiş.Kaçmakmış uzaklara, dağ evine ya da deniz kenarına.Veya saklanmakmış evin en sakin, en kuytu, en ağlayası yerine..Dişler sıkılırken, akmasıymış gözlerden tuzlu damlaların...Sevda...Söylenince büyüsü kaçan şeymiş.Dilsiz harfler, büyü ve gizem... 
