HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Çarşamba, Şubat 07, 2007

MASAL

Senden gittikçe uzaklaşıyorum. Ya da sen bana yaklaşmadıkça, uzakta elimi uzatmış ben, elim havada asılı kalmış bakıyorum. Biliyorum. Artık kendimi tanıyorum. Adım atmazsan, zamanla içimde yaşayıp, yine içimde bitireceğim seni. Zaman alacak. Hem de çok uzun zaman. Adım atarsan, yani azıcık da olsa, vakti zamanı geldiğinde benimle olacağını bilirsem, o zaman senelerce beklerim. Ama sen uzaksın bana. Ve sen, yavaş yavaş eriyorsun. 3 gün oldu. “ne olur yazdıklarımı oku” diyeli tam 3 gün. Ve anladım. Artık okuma sevdiğim. Artık okuma. Biliyorum ki, okuduğunda o duvarları öreceksin bana. Beni nasıl gördüğünü anladım canparçam… Sen sadece benim rüyamsın. Bunu tek gören benim. Civanın içinde hava kabarcığı yukarı çıkar, ağırlık aşağı iner. Bu masalın sonu tez oldu. Kısacası havamı alırken, tüm ağırlığınca yaşıyorum seni. Keşkelerim olmadı sende bilesin. Zaten yaşayan da sadece bendim. Oh ne ala. İçime sindire sindire içtim seni. Senden habersiz çaldım nefesini. Şimdi istediğim zaman çekiyorum işte. Her masalın bir sonu vardır. Esas oğlan ve esas kız. Ben masaldaki kız olamadım belki, ama masalın sonuna kadar hep içinde olacağım. Ve bu masalın sonu, başı, bitişi benim elimde. Bitti dediğim anda biter. İşte canparçam, sen beni sadece öylesine biri gibi görürsen, öylesine biri olurum masalda. Ve masalı bitiririm. Prensi bekleyen, ve prensin özlediği bir prenses isem gözünde, masal gökten üç elma düşene kadar sürer. Ben bugün bu masalın kısa süreceğini anladım. Sen varken ancak bunları hissedip yazarım. Sen yoksan, masal da yok… Gidersem, dönüp tekrar yaşamam seni. Ve bugün, sana uzanan ellerim düştü. Beni önemsediğin kadar önemserim seni. Ve ben bugün nefesini hissetmedim. Kırıldım işte! Ben kafamda, içimde yaşadığım şeyleri, senin de hissetme ihtimalini sevdim. Yanıldıysam, bunu tek yaşıyorsam, canımı acıtmaktan başka bir işe yaramaz. İhtimaller ve ben. Şimdi, bugün, şu dakika, bu ihtimallerin sadece benim dışımda kimsenin aklına gelmemesi sarstı beni. İncelikler! Beklentiler! Kırgınım… Sana değil. Bak yine kendi oyunuma geldim. Artık tekim. Yazdıklarım aşka dair. Senin içine kendini koyamadığın bir dünyaya dair yazılar. Önemsemediğin birkaç yazı destesi nihayetinde. Ben de senin istediğin şey yok. Senin istediğinden fazlası var. Korkutucu olan bu! Şu saatten sonra, önemsenmediğimi anladıktan sonra… Uykum yok. Uyursam düşümde sen olacaksın yine. Uyanırken seni arayacağım. Uyumadan, yazarak sabahlamak istiğyorum. Ve sabah işe başlamak, geceye kadar çalışmak ve uyumamak için yazmak. Dostum kalem ve kağıt bile artık isyan ediyor. Bu kaçıncı kalem ve kağıt senin için tükenen. Ve kaçıncı dakikam salisem seninle geçen… 17 gün ve 8,5 saat oldu. 416,5 saat eder. Seni içimde besliyorum. Ben beslemeyi bırakana kadar ordasın. Bugün yemeği az verdim. Doyacağın kadar yani. Fazlasını kestim. Kırıldım. Anladım. Sen adım atmazsan…düşüm bitecek. İşte o son umut zerrem de yerle bir olacak. Olsun. Ben yolumu çizeceğim en azından. Sevinçleri ertelememeyi öğrendim. Açıkca hislerimi söylemeyi. Verebileceklerimi vermeyi. Sen almadıktan sonra faydası yok…anladım meleğim… sen benden hiç hoşlanmamışsın. Sadece bir arkadaşmışım… İlerde de sanırım hep öyle kalacağım gözünde. Hayat devam ediyor...


Aygün 06/02/2007 23:58

GECEM...


İçimde yavaş yavaş büyütüyorum seni can parçam. Ve sen büyüdükçe, kendime ben öyle küçük görünüyorum ki ! canım acımıyor. Sadece bir yerlerde, bir şeyler sızlıyor. Resmine bakarken, seni çektiğim o anlarda, konuştuklarımız geliyor aklıma. Yanağını öptüğüm zamanlarda, dudaklarımın tadı ve kokun! Ah! Sen bilmezsin. Bilmene imkan yok can parçam. Şimdi, seninle aynı havayı solumak için neler vermezdim. Sen kaçarken benden, nelerin içimde koptuğunu anlayamazsın… Bir şiir gibi, satır satır yazıyorum, kazıyorum. Öyle narin ki yerin, kelimelerim öyle üzeri kapalı ki, seni yıpratmamak adına, kalemimden alıyorum hırsımı. Sen benim büyüttüğüm en narin çiçeksin… Siyah ve beyaz. Seni izliyorum. Seni izlerken, yaptığın her hareketi kazıyorum beynime. Ayak sallaman, kadehi tutuşun, parmağını düşünürken dudağına değirmen, “git benden” bakışın… Ve kazıdıkça yıllanıyor içimde her şeyin. Büyütüyorum. Yavaş yavaş. Öyle dengeli soluyorum ki içimde seni, sanki solarsan ben de solacakmışım gibi… Tanrım, bu nasıl bir kefedir, bitirmek isterken, kaçarken nasıl da kılıflar buluyorum umuda, sana dair. Olmayacağını bilerek nasıl da oldurmuş düşler, kapanlar kuruyor içimde. Ve sen ben değirmenlere karşı… şimdi, kazandığım paralarla, borçlarımı ödeyip, sana nasıl bir sürpriz hazırlarım derdinde yüreğim. Sen beni düşünmezken, o şişko ben, herhangi bir karşılık beklemeden, sırf o yüzünde açan güneşi görmek için neler yapmam ki! Varsın ellerin ol! Varsın gelme bana! Varsın görmeyeyim bir daha! Mutlu ol ve yüzüne yapışmış o hüzünlü gülüşün yerine, güneşin doğsun… Can parçam benim…

Şimdi düşlerim sana endeksli. Akşam olmuş ve ben en sevdiğin yemekleri hazırlamışım. Kristalleşmemiş rakı, meze ve en sevdiğin müzik… Sohbet etmişiz, günü anlatmışız. Sen sıkıntılarını tek tek anlatırken, ayakların dizlerimde, ovarken seni gülümseyerek dinliyorum. Yan yana uzanmışız, film izliyoruz sohbetimiz bitince. Sana hazırladığım cezeryeleri getiriyorum. Ya da sıcak çikolatanı sessizce içiyorsun. Ben seni izliyorum. Huzurlu bakışlarını. Elini parmaklarını öpüyorum. Oracıkta sızma diye gıdıklayıp seni yatağına götürüyorum. Yerde rengarenk bir halı, pembeli mavili ve rengarenk bir lamba… Ve sen uyurken, uyumanı izliyorum sessizce. Kaşlarını, yanağını okşuyorum. Başka bir gün sana sürpriz yapıp Fenerbahçe maçına iki bilet alıyorum. Sana destek olmak için, seninle birlikte izliyorum maçı. Ben senin için feda edebileceklerimle ilgilenmiyorum. Huzurlu bir bakışına, şu karpuz dünyayı keser, önüne koyar, bununla zaten mutlu olurum…

Ah sen!! Can parçam… Ruh ikizim, dilsizim… Sen bilmezsin! Kapıyı çalmadı arsız aşk… Yine içimde yanıyor bir şeyler, sızlıyor. Alacaklarımı değil, yapacaklarımı hesap ediyorum. Seni uzaktan izliyorum. Şimdi o şunu yapıyordur diyorum. Gözlerim doluyor…

Bugün İlker geldi. Ben anlattım seni, o dinledi. Kedi gibi sokulup anlattım. Daha doğrusu ben susmuşum… Yüreğim öyle çok bağırıyor ki, kelimelerim yetmiyor, susup dalıyorum… Sahip olamayacağım güneşim… Ben seni sevmekle yetinirim. Sen olmasan da yanımda, sevmesen de beni, ben senin sevmenin kutsallığındayım. Şimdi uyuyorsundur… Uyu meleğim… Huzurlu uyu. Ben senin için de uyumam…

Dilsiz harfler… ilk defa söyleyemeden yaşıyorum. Konuşamıyorum. Belkiler çok uzak bana. Uzağımdasın, yakınımda… Bir adım ötemde, 100 adım gerimde… Düşlerimde elleri elimde, sahil kenarında, gerçekte aklında olmayan ben… Yazdıkça yazasım geliyor seni. Sustukça içim kabarıyor. Ben olmayacağını bile bile seviyorum yetmez mi?

Şimdi kilometrelerce uzağımda, kimbilir hangi koyundasın. Ben yanımı boş bırakıyorum. Düşlerimde hep yanımdasın…

Aygün 31.01.2007 23:00

Şimdi hayatı daha çok seviyorum, daha çok renklendi güneşiiiiiiimmmmm!!!

RAYLAR


Tren camından izlediğim şehir, yabancı geldi bana. Bindiğim tren, sanki bu tren olmamalıydı. Gittiğim yer, gittiğim insanlar yabancı bana… Soluduğum hava, içime doldurduğum nefes böyle kokmamalıydı. İş çıkışı akşamlar, yaşadığım ev, bu ev olmamalıydı. Şimdi geceler bana çok yabancı. Uykum eski uykum değil. Uyanırken gözümü açtığımda aklıma ilk gelen sen… Kalemim bile sanki ıslak. Dost sesleri uzaktan geliyor kulağıma. “ anlat ne oldu? “ Ne anlatabilirim ki dostum! Ne anlatsam boş. Ve çözüm yok. Kendimleyim aynı eskisi gibi. Ama artık ben bile artık bana yabancı. Hani artık büyümüştüm? Hani aşk bana çok uzaktı? Hani mantığımla hareket edecektim… Beni ben bile anlamazken, senin anlamaman normal can parçam…

Tren raylarında kayıp gidiyorum. Dışarıda bildik bir manzara. Sen yoksun. Öyle açım, öyle susadım ki sana… Bugün 2 gün oldu sensizliğimde. Ve kim bilir daha kaç gün sayacak bu yürek. Dokunamadan geldim senden. Hala ağlamadım. Hala neşeli ve dimdik ayakta. Hala hayata aşığım. Hala pozitif. Onurlu ve de gerçekçi… Hala söyleyemedim sana. Ve söylemeyeceğim de. Hani tüm bunları düşünürken bile, şimdi gel hadi desen, gelmem güneşim. Şimdi olmaz. Ne zaman sen rahatlarsın, ne zaman hayalini gerçekleştirip, yarım kalanları bitirirsin, o zaman ben varım. Şimdi gel desen de gelemem meleğim. Aylarca beklemek zorundayım. Ve zamanı geldiğinde, kim bilir sen belki başka kalplerde konaklıyor olacaksın. Olsun! Yeter ki huzurlu ol. Ben olmasam da, huzurlu ol! Bazı şeyler içimizde hep ukde kalır. Sen benim ukdem olacaksın. Tek ukdem. Aylar sonra seni mutlu göreceğimi biliyorum. Bensiz ya da benle. Şimdi gelemiyorsam, susuyorsam, susmak için çabalarken saçmalıyorsam bu nedenden. Ben düşlerimle yaşayacağım. Ama bil, sen olmasan da sahip çıkacağım aşkıma. Her şeyden öte, beni benden böylesine derinden eriten şey, bana bu kadar benzeyen biri olman meleğim…


Aygün 01/02/2007 14:00

KALBİMİ SUSTURMAYA GİDİYORUM...

Geldiğim yere gidiyorum. Konuştuğum kadar susan ben var bende. Ve gittiğimde, dilimde sen olmayacaksın. Amin demeden, dua etmeden gidiyorum. Gerçeklikle dost, düşlere düşman artık kalbim. Nasır tutsun diye bekliyorum. Hatta özlediğim kalp titremesini bile istemiyorum. Durulmuş bir hayattan çıkmak için çabalarken, şimdi bu heyecanın beni sindirmesi, susturması, düşündürmesi zoruma gidiyor. Tartışmıyorum bile kendimle. Her şey o kadar açık ki! Neyse… Gidiyorum hüzün kuşum. Gidiyorum arsızım. Senin göremeyeceğin uzak bir yerde, kalbimi susturmaya gidiyorum. Bir otobüs camında, görebileceğim en son düşle, yanımda sen varmışcasına gidiyorum. Yolun yarısından sonra, sen otobüsten ineceksin. Seni asla götürmeyeceğim yanımda. Burada kalacaksın. Ta ki sen, düşündeki gibi para kazanıp, hayatını düzene sokup, oh dediğinde, uzaktan izleyip mutlu olana dek… Gidiyorum… Senin göremeyeceğin uzak bir yere, kalbimi susturmaya gidiyorum.

aygün 30/01/2007

UZAĞINDAYIM, YAKININDA…

Uzağındayım, yakınında. Bir adım ötende, 100 adım geride… içimde kaynak var. Ve akmaya başlayan bir çağlayan. Ket vurdum, ördüm duvarlarımı, önleyemedim. Günlerdir bastırdığım şey, şimdi gözlerimden akıyor. Uykum, uykusuzluğum… Ne kadar güzel seni sevmek, ne güzel gözlerimle okşamak seni, senden habersiz. Kokun burnumda kaldı. Çoktan çaldın gecelerimi. Uzağımdasın, yakınımda…

aygün 28/01/2007

BİR GECE

Sadece bir gece ve bir sabah çalacağım senden. Gecenin sessizliği yüzünde, hüzünle gülümseyen gözlerini izleyerek uyumak, huzurla erkenden uyanıp, göz kapaklarından öpmek ve gıdıklayıp uyandırmak için de bir sabah istiyorum. Yağmur yağınca içimden bir şeyler akıyor, ve yağmur sen oluyorsun. Ve kar tanelerinde yumuşacık yüzün… Rüzgarda uğultular seni fısıldıyor. Biliyorum… Seni içimde var eden benim! Şimdi büyütüyorum içimde seni… Ve sen çoğaldıkça kahkalarla gülmek istiyorum. Sana, bana, bize ağlamak, acımak isterken, m,nicik bir filizi suluyorum. Nasıl olur da, soldurmaya çalıştığım fidanı, öylesine özenle de koruyorum, anlamıyorum. Haberin yok! Haberin olmayacak! Ben düşümde sahilde el ele olacağım seninle. Dizime yatacaksın. Yüzünü okşayacağım. Parmaklarını öperken, gözlerini huzurla kapayacaksın. Biz olacağız. Ah! Düşlerim! Ne adana, ne motor, hepsi hiç! Şimdi içip içip ağlıyorum içimde. Dışımda bir ben var, ben de tanımam. Bildiğim tek şey, bir sabah yanımda uyanman için verebileceğim her şey…

aygün 27/01/2007

GEÇER

Gidiyorum haylazım. Senin yetişemediğin bir uzaklığa, arkama bakarak gidiyorum. Gözündeki ışıltın benimle. Gidiyorum bebeğim. Ağzında yaptığım cezeryenin tadı, ismin dudağımda gidiyorum. Şimdi bir trenin camından, istanbula giderken, akşamın ışıltıları denize düşmüş, buğulu buğulu bakıyor bana. Zorlanıyorum. Kovdukça seni, yaklaşıyor hayalin bana. Hani sen huzursuzsun ya… Benim huzurum sen oldun. Geçer… Geçmesini bekleyeceğim… Gülüşünü kazıdım...bil....


aygün 26/01/2007 cuma