HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Pazartesi, Kasım 21, 2005

FARKINDA MISIN?

Bugün aklıma bazı şeyler takıldı.Aşk, ya da genel konular üzerine de aynı şekilde düşündüren bir konu.Farkındalık.İnsanoğlu birisini sevdiği zaman bunu en üstün şekilde göstermek için herşeyi yapar.Hatta sanki abartırız da.Karşımızdaki insana hep sensiz yaşayamam imajı veririz.Kimbilir belki cidden de böyle düşünürüz.İşte bu konuda ben bu şekilde düşünmüyorum.Aşk da sevgi de karşılıklı olur.Ve olmadı ise bu uygun kişiye henüz rastlamadığımızın göstergesidir.Zorladık diyelim; zaman içerisinde problem yaşanmayacağını kim garanti edebilir ki? Ben hep şunu tekrar ediyorum.Ben olmadan da herkes yaşar, ve ben o olmadan da yaşarım.Kimbilir, belki de doğru insanda aşkın alasını yaşayacağım :D

Cuma, Kasım 18, 2005

A Little Pill in My Hand

Ve tüm rüyalarını gerçekleştirmiş olmanın verdiği huzur ve hafiflik duygusuyla kahvesinden bir yudum daha aldı adam. Gözleri, karşısındaki tabloya dikildi. Yıllardır her an gözünün önünde olan bu tabloyu uzun zamandır fark etmiyordu yerinde.. “Ne kadar karanlık!?” dedi içinden.. Tablodaki her bir gölgede kendi ayrıntılarına boğulduğunu düşündü.. Her fırça darbesinde hayatına yeni bir renk katmaya çalıştığını ama bunun her zaman beklediği gibi olmadığını... Gülümsedi hafif ukala bir edayla.. “Bu tabloyu ben yapsaydım bu kadar kusursuz ve karanlık olmazdı” dedi içinden çünkü o, kusurlu güzelliklerde arardı kendini.. Çünkü o ancak kusurlu güzelliklere erişebileceğini düşünmüştü her zaman.. Daha erişilebilirdi kusurlu güzellikler.. Bu nedenle tüm hayallerine ulaştığını düşünüyordu.. Zaten ulaşamayacağı bir hayal kurmamıştı hiç.. O sırada elindeki kahve fincanını yere düşürdü ve üzerine dökülen sıcak kahvenin verdiği acıyla irkildi... “Ne kadar da sakarım!” dedi içinden... “Şimdi kalk ve üzerini değiştir işin yoksa” dedi, yapacak hiçbir işi zaten yokken.. Tabiatındaki bu tembelliğin her zaman farkındaydı her ne kadar çok çalışkan görünmeye çabalasa da.. Kalkmak için doğrulduğu sırada radyodan gelen müziğin ritmine takılarak tekrar arkasına yaslandı.. Tanıdık melodilerdi bunlar: “You say the word you know I will find you or if you need some time I don't mind, I don't hold on to the tail of your kite, I'm not like the girls that you've known but I believe I'm worth coming home to kiss her, waiting by this girl... this girl... So go on and fly boy...” Hemen kendine uyarladı şarkının sözlerini her zamanki bencilliğiyle.. “Değer miydi?” diye düşündü.. “Gerçekten ben değer miyim buna?”.. Tüm içsel bütünlüğü dağıldı o anda.. Değmiyordu kendisine verdiği yanıtta... Değseydi böyle olmazdı çünkü.. Kendini bu kadar yalnız hissetmezdi.. Yalnız mıydı gerçekten yoksa kendini bile bile mi yalnızlaştırıyordu!? Ne fark ederdi ki sonuçta hissettiği duygunun farkındaydı.. “Şapşal teneke!” dedi kendine söylenerek.. İlk kez yapmıyordu bunu; canı sıkıldığında sesli düşünceleriyle hep azarlardı kendisini... Kalktı ve üzerini değiştirdi aceleyle.. Nereye yetişecekti ki? Yetişebileceği bir düşü kalmamıştı artık... “Hayat ne kadar da anlamsız!” diye geçirdi içinden giyinirken... Bu düşüncesini zihninde yakaladığında korktuğunu fark etti.. Gerçekten yitirmiş miydi hayatının anlamını ya da ne zaman bulmuştu ki? “Ah şu yüklemlemelerim, beklentilerim!” dedi kendi kendine.. Hep olması gerektiğinden fazlasını yüklerdi insanlara, nesnelere.. Biliyordu bir bağımlılıktı bu; ait olma, sahip olma ve bu çelişkili süreçlerin ürünleri olan bitmek bilmeyen beklentileri... Ve tabii ki bunların sonucu olan kaçınılmaz hayal kırıklıkları... “İşte yine aynı noktadayım.. Küçük bir noktaya saplanıp kaldım ve elimden tutup çıkarabilen yok.. Ben de çırpındıkça geri adım atıyorum içimde..” dedi.. İyice gerildiğini hissetti... “Sıcak bir duş tüm gerginliğimi alır nasılsa” diye düşündü. Hemen soyundu ve kendini, suyun bedenini kavrayan sıcağına bıraktı.. Düşüncelerini dağıtmaya çalışıyordu ama zihninde yine o soru işaretleri: “Ne zaman bulmuştum ki kaybettim?” Neydi hayatının anlamı? Yoksa anlamsızlığı mı anlam katıyordu düşlerine? “Aa kendine gel şapşal teneke! Saçmalamaya başladın yine!” diye söylendi yine kızarak kendine... Akan suyun saflığına eşlik eden o melodilere gittiği yine kulağı, bu kez: “Can somebody tell me now who is this terrorist? This little pill in my hand or this secret kiss, Am I alone in this kiss?” diyordu ezgiler... “Neden kendimi bu kadar yalnız hissediyorum?” diye geçirdi içinden.. “Beni bu salt yalnızlıktan kurtaracak ne var ki?! Ya da bundan kurtulunur mu ? Her daim kendiyle baş başa değil mi insan?” dedi...Sonra bir an durup kendisine ne kadar çok soru sorduğunu fark etti... Oysa tüm sorularının yanıtlarını verdiğini düşünüyordu her zaman.. Yorulmuştu artık.. 26 yıllık zaman dilimine uzanan bedeninde 100 yıllık bir ruha sahip gibi hissediyordu.. Yılgındı... Bu soru işaretlerini taşıyamayacak kadar yorgun.. Sonra bir an tablonun karanlığı parladı zihninde.. Boşluk ve hiçlik duygusu... Gitmeliydi artık. Avucunda bir hap kutusu, gizemli öpücüğüyle yolcu etmeliydi artık onu... O an gözyaşlarına engel olamadı .. Zaten duşa girdiği andan beri tutuyordu kendini, farkındaydı... Zihninden tüm sevdikleri geçti o an: Ailesi, dostları, sevgilileri, iş arkadaşları, deli gibi sevdiği öğrencileri.. “Onları aramalıyım” dedi.. “Seslerini duymalıyım!”... Sonra “Hayır hayır! En son yaşanmışlıklarla hatırlamalılar beni.. Yoksa bana kızmalarına dayanamam.”diyerek vazgeçti.... Ve o....... Kırgınlığını aylardır içinde cam parçaları gibi biriktirmesine neden olan o... Gözyaşları daha da çoğalarak akan suya karıştı .. Zihninde gökyüzünden düşmekte olan kuru bir yaprak belirdi o anda... Yanağını okşayarak süzüldü ve nereye gittiği belli olmayan suyun akışına kapıldı.. Düşüyordu... Çeşmeyi kapattı o an, suyu durdurmalıydı çünkü suyun akışındaki belirsizlik onu hiç bu kadar ürkütmemişti.. Aynanın karşısına geçti.. Kızarmış gözlerine bakamıyordu ilk defa.. İlk defa kendi gözlerine bakmaktan utanıyordu... Zorladı kendini ve gözlerine baktı bir bebeğin masumiyetine sığınarak... “Son nefesimi verirken düşündüğüm en son şey sen olacaksın!” Ne büyük bir sözdü bu, ne kadar da iddialı!... Ama o iddialı sözlerin adamıydı ve bunu da yerine getirecekti er ya da geç.. Sonra belirsiz bir zaman diliminde söylediği o sözler canlandı zihninde: “Seni sevebilmek için gidiyorum... Ancak bu şekilde seni sevebilirim ömrümün sonuna dek..“ Haklıydı da... Ecza dolabını açtı. Elleri, titreyerek ilaç kutusuna uzandı.... Korkuyordu ama bir kez karar verirse onu hiçbir şey geri çeviremezdi.. Tüm kararsızlığına rağmen başa çıkılmaz bir inatçılığı vardı çünkü.... Tüm gizemiyle hapları tümden yuttu bir bardak su eşliğinde... Az önce radyoda dinlediği şarkıyı açtı tekrar... Her zaman huzur bulduğunu söylediği yatağına uzandı sakince ve bu kez son defa.... Aklında sadece o vardı.... “Son nefesimi verirken düşündüğüm en son şey sen olacaksın!”... Düşünerek uykuya daldı... Yüzünde belli belirsiz bir acıya eşlik eden huzurlu bir gülümseme... Oysa müzik, hiçbir şeye aldırmadan akmaya devam ediyordu:
”Shame shame time to leave me now
Shame shame you've had your fun
Shame shame for letting me think that I would be the one

Can somebody tell me now who is this terrorist?
This little pill in my hand or this secret kiss
Am I alone in this kiss?................................”

yazan: ordinary miracles
10/10/2005

HAYATI GIDIKLAMAK ....

Güzel bir gün..Bugün hava kapalı.Işıkları sönmüş bir gökyüzü var.Sabah uyanırsınız.Şöyle bir bakınırsınız.Eğer benim gibiyseniz ilk etapta nerdeyim diye anlık bir düşünce ve odanızda olduğunuz gerçeği ile yatakta mır mır yapmaya başlarsınız.Biraz daha nolur diyorsanız alarm çaldığında ertelersiniz.Ben ertelemeyenlerdenim.Kalktığımda hemen pencereye çeviririm bakışlarımı.Güneş varsa süper yoksa süper yapmak lazım diye düşünürüm.Hiç bir zaman bugün ne giysem diyenlerden olmadım.Sabahları kendimi tartarım.Klasik aygün mü olmak hoşuna gider, spor aygün mü, yoksa paspal aygün mü seni mutlu eder?Genelde kotumu t-shirtümü üzerime geçiririm.Makyaj la çok da aram iyi olmadığı için, ve saçlarım kısa olduğu için lavabo, diş fırçalama, yüz yımaka ve kremleme 5 dk mı aldığı için 15 dk da hazırlananlardanım.Ama itiraf edeyim en keyif aldığım şeyi yapmam 30 dk mı alıyor. Duş alıyorum.Sonra fön makinesi ile saçlarım uçuşurken şarkı söylüyorum ve onu mikrofon yapıp dağılmış saçlarla şarkılar dağılıyor banyoya.AA bak şimdi makyajsız olmaaaz deyip boyuyorum kendimi.Ve saniyelerce gözlerimi izliyorum.Saçlarımı beğenmeyip jöleliyorum sonra.Ve kıyafetimi bu saç ve makyaja göre hazırlıyorum.Bu cidden keyif veriyor bana.İş yerine gitmem, pc yi açmam, ilk dakikalarda içtiğim süt tozu ile yumuşatılmış nescafem var beni mutlu eden.Hatırlanmak güzel mesela...Gerekli gereksiz her mail değil de , bu tam aygünlük dediğim mailleri açıyorum.İş ile ilgili mailler cevaplanıyor.Msn konuşmaları eskisi kadar yoğun değil artık.Günde en fazla toplasam toplasam 1 saat belki vaaar belki yok.Kendime zaman ayırıyorum eskisinden çok daha fazla.Biliyorum ki insanları mutlu edebilmem için önce kend, huzurumu sağlamam gerek.Boş zaman yakaladığımda fotoğraf sitelerinde gezinip içimi ferahlatan, hobilerimle ilgili fotoğraflara bakıyorum.Google ı kullanıyorum sıkça.Aklıma takılanları araştırıyorum.Bilgi edinmek için her gün kullanıyorum.Akşamları acele etmiyorum çıkmak için.Sindire sindire çıkıyorum.Dostlarımın yanına uğramadan gitmiyorum dolmuş durağına.Biliyorum ki onların işlerinin bitmesine daha çok var.Komiklik yapmayı seviyorum.Hem kendim gülüyorum hem onlar.Biliyorum ki gülümsemek sağlığa ruha çok faydalı.Ama en güzeli bu hareketi zorunlulukla yapmamak.Bunun tadı başka oluyor.Akşam evimden içeri girdiğimde içimde hem sevinç, hem hüzün, hem korku oluyor.Ben bu tadı da seviyorum.Sevincim, beni yaşayacağım tek yerin olmasından.Konuşmadan düşünerek, istediğimi yapabileceğim, kahvemi yapıp ayaklarımı uzatıp tv izlediğim bana ait yer olması huzurlu olmamı sağlıyor.Dostlarım çat kapı gelmesi, milli maçları bizim evde izlememiz, kahve falları, ve salonda müziğin sesini açıp oynamamız, dans etmelerimiz kahkalarla, hüzünlenmemiz belki de.Ve yine kahkalarla ağlamalarımız birbirimizin t-shirtlerini gözyaşlarımızla ıslatmamız bile çok güzel.Uyumak isteyenler için mis kokulu, ve her defasında yıkamam pijamalar çıkar ama gece bitmez ki.Yatmadan önce akıla takılanlar ve rahat uyumak için aslında böyle dimi şeklinde gelişen ve sonrasında yat hadiiiiiiiii bağrışmaları beni mutlu eden.Ve hoşgeldin hüzün..Kendimi yargıladığım, sakince oturup kararlar aldığım, cuvaldızı batırdığım yer aynı zamanda evim.Dualarımı okuduğum, tanrı ile yüzleşmeleri yaşadığım, yazılarımı yazdığım, ağladım saatlerce..Gözlerimi açamayacak kadar dişlerimi sıkarak ağlayabildiğim yer evim.İçimdeki aşkı tutkuyu içimi acıtan sevgilerimi döktüğüm yer evim.Ve korkularım...Kabuslarımı yaşadığım yer evim.Kendimle yalnız kalışım, yapabileceklerim, dünyadan koptuğum anlarda, tek kalışlarım korkutur beni.Biliyorum ki yaşamın güzelliğini görebilmem için gerekli bu nazar boncukları.Kötü olaylar yaşamanın da hayatın güzelliklerini tekrar tekrar fark etmeme yardımcı olduğunu biliyorum.Gülmenin, coşkulu kahkahaların nazarını ağlamayı da severim.İçimi rahatlatmayı.Huzurla...Biliyorum ki, sabah öğle akşam her koşulda başıma çok güzel ve çok kötü şeyler gelebilir.Bunları nasıl lehime kullanabilirim, güzelleştirebilirim ben bunun derdindeyim.Bazı kurallarım var mesela.Asla başka birinin hatasını diğerine yüklemem.Bireylerin, hem de milyarlarca insanın birbirinden farklı olduğu gerçeğini gözardı etmemek lazım.Hata kişiye özeldir.Hesap sormak yerine sormak kelimesini tercih ederim mesela...Kişileri olduğu gibi kabullenmeyi seviyorum.Kabullenemediğim zaman kalbinden, zihninden çıkarıyorum kendimi.İyi ya da kötü, insanları koşulsuz kabul etmem gerekmediğini biliyorum.Ve beni olduğum gibi seven, olduğum gibi olduğuma inanan, güvenen insanlarla birlikte olmaya dikkat ediyorum.Mutluluk bir formülse...işte ben bunun formülünü yaratmayı seviyorum :D Olabildiğince güzel kelimeler süslüyor dilimi.Biliyorum ki zihnim dilimden çıkanı kazıyor.İşin en garip yanı, benim de anlayamadığım bir tarafımın olması.Çok neşeliyim.Hem de annemin deyimiyle deli coşmayım.Böyle vıcır vıcır zıpır zıpır yerimde duramam.Ama bu ancak şunu hissettiğimde ortaya çıkıyor.Bkz:yukarı: beni ben olduğum için seven güvenen insanların yanında.Garip çünkü ben onları o oldukları için sevsem de onlar gösteremiyorlarsa dostça ya da farklı anlamda sevgilerini, işte bu çoşkum olmuyor. Ve zamanla daha da sönüyor.Biliyorum ...nefes almak değil yaşamak...Biliyorum sadece mutlu etmek değil mutluluk....biliyorum, aşk tek taraflı değil....biliyorum, zaman beni büyütüyor...Biliyorum, erken ya da geç, öldüğümde gülümseteceğim ve gülümseyeceğim biri tutacak elimi...Biliyorum, umutsuz yaşamak, yediğim diyet salatasındaki otlardan farksız olmak :D Hayatla şakalaşın..Hayatı bolca ama bolca gıdıklayın hadi :D

Aygün 18/11/2005

Perşembe, Kasım 17, 2005

KONUŞAMIYORUM...

Boş bakan gözler bana ait.Kendimi aşamadığım doğru.Ve gülümsediğim aylardan beri.Seni umursamamak isterken, hatta unutmak bu çabalarımın bile seni hatırlamama sebep olduğunu acı da olsa fark ediyorum.Artık başka beden istemiyorum.Aramıyorum artık.Ne başka beden ne başka bir bedene ait duygu. Biliyorum üzülüyorum ve üzülmeye devam edeceğim.Fotoğraflarına her bakışımda, akıtamadığım her gözyaşının zehrini damağımda hissedip, yutkunduğumda, aklımdan "Arkadaşımsın öyle olmaslısın" dediğim her dakika içimde akıp giden her bir parçamda, dudaklarını, gözlerini, gayri ihtiyari dokunduğun kaşlarını, titremeni düşündürken inatla sıktığım gözlerimi, kilitlenen çenemi umursamıyorum.Canım yanarken, aylardır yaşadığım büyünün parçalanan ayna gibi içimde biryerlerde saplandığını, kanadığımı hissediyorum.İçimden inliyorum ağlıyorum, ve gülümsüyorum .Dostlar teselli edemez. Diyemiyorum, konuşamıyorum, anlatamıyorum.Kilitleniyorum.Sorduklarında gözümden akıyor tanıdık ılık bir ıslaklık,Başımı sallayıp yutkunurken gülümseyerek siliyorum söyleceklerimi.Susuyorum meleğim. konuşamıyorum.Yıla yakın içimde senden habersiz kocaman yaptığım çocuğum acı ile ölürken izliyorum.Konuşamıyorum.Hata benim di çocuğum.Seni tek yaptım.Şimdi yine ben öldürüyorum.Sigara içerken düşünüyorum, başım arkaya yaslanmış...Salondayım...Müzik mırıldanıyorum duygudan yoksun.İçki şişelerine gidiyor gözüm.İçemiyorum.Zaten günlerdir sarhoşum.Dışarı çıktığımda bakmıyorum etrafıma.Hatta evden uzağa çıkamıyorum.Görmekten ürküyorum.Kabusumu yaşamaktan korkuyorum..Acıyorum kendime.Ve kahkalarla gülüyorum kendime...acıtıyorum kendimi.Bir ağlasam atsam zehrimi...atamıyorum, kanayan yaram içime dökülüyor.Yüzümde bir ton makyaj var.Güzel oldum.Sakladım tüm kirimi, düşmüşlüğümü.Ve adını diyet koyduğum iştahsızlık var misafir bedenime.Yemek yerken aklıma fırında yaptığım kekikli ekmek dilimleri geliyor.Beraber yememiz.Gözlerimin feri gitti.Üzülmüyorum.Eksilişime tüm üzülüşüm...Kendime gülüyorum kahkahalarla....Kanadım zaten senden önce kırıktı bilirsin.Ben kendime bir düş kurdum.Dostlarımın yanına koydum seni.Tanımalarını istedim.İşte o adam dedim hep.İnandığım, güvendiğim, beklediğim ilk adam.Sabır kelimesini bana öğreten adam.İşte o.Şeytan tüyü var meleğimde.Benim kalbimi o çaldı.Teninin kokusuna hasta olduğum adam işte o.Tanıyın onu, ve evime geldiğinizde yanlış anlamasın dostlarım.Güvensizlik olmasın.Şeffaf olmalıyım dostlarım.Kaybettiği şeyi kazanabilmesi benim için mühim dostlarım...Şimdi size ne anlatayım.İyileştirecek misiniz beni?Ne diceksiniz bana?Hangi kelimeniz saracak yaramı?Var mı geçmişi iyileştirecek sihirli bir sözünüz?Dayanacak omuz istemem.Dayanamam.Güvenemiyorum hiç bir bedene.İçimde büyüttüğüm çocuğun ölüşünü, izin verin izleyeyim.Kelimelerim tükendi.Fırtına yok içimde, ya da güneş.Boşluk var.Kollarımı açmış, yavaş yavaş ölüşümü izliyorum.Son kullanma tarihi geçmiş ilaçları içip uyumak istiyorum.Unutmak, ve silmek tüm geçmişimi.Gülüşlerim kahkalarım geliyor aklıma, şakalarım, şaklabanlıklarım.Ve ağladığımda benim için ağlayan dostlarım.Direniyorum...Sıkıyorum dişlerimi.Ve akıtamadığım göz yaşlarım, burnumdan akıyor nedensiz.Neden ağlıyorum ki?Hiç sevgilim olmadın...Hiç sevgilim olacağını söylemedin bana...Sadece gözlerimin içine baktın, dudaklarımı örttün o sıcacık dudaklarınla, saçlarımı okşadın bazen...Ve hoşlanıyorum dediğinde havalara uçtum.Neden ağlayayım ki...Düşlerimde boyun boyumda olsun üzülme diye düz ponpon ayakkabılardan giydiğim beyaz tüller içinde bana şimdi akmış rimelleriyle kahkahalar atarak bakan bir ben var.Güz...Boyuyorum yüzümü, gözümü.Farlar rimeller rujlar.Saçlarım frapan.İzlerini abdestle silmeye çalışıyorum.Ve her gece dokunuyorum.Sızlıyor kalbim dokunduğumda, bir an nefes alamıyorum.Duş yaparken düşecek gibi bacaklarım titriyor.Bornozla atıyorum kendimi dışarı.Ve sakinleştiriyorum kendimi...Ağlama bebeğim, gülümse hadi..ağlama bak geçecek.geçecek bebeğim canının acısı...Güneş doğacak bebeğim.Sen yıkılamazsın.Nefes al...Elim tansiyon aletine gidiyor..vazgeçiyorum.Aklıma zuhal olcayın şarkısı geliyor...gün olur da hani bir gün benden bıkarsan, gün olur da hani bu evden çıkıp gidersen , sanmaki senden, senin uğruna verdiklerimden , geriye bir şey isterim sen ayrılırken, sanmaki senin için yaptıklarımın hesabı sorulacaktır senden...beni bırak giderken, başka bir şey istemem ayrılırken,bana bir tek beni bırak giderken gerisi senin olsun...Tektim sanırım..ben kendi düşümü yaşadım...güneşimi, güneş gülüşlümü...Hani ilhan iremin bir şarkısı vardır konuşamıyorum diye...Bir yerinde göz yaşlarım akıyor şimdilerde: sensiz ben yolumu bulamam... Şimdi kıpırdamadan bekliyorum.Yanlış yola sapmamak için duruyorum.Gözlerim kapalı, kollarım rüzgara karşı açık....Konuşamıyorum, konuşamıyorum...Konuşursam göz yaşlarım beni boğacak, biliyorum, duyuyorum, görüyorum, konuşamıyorum...


Aygün