HÜZNÜMÜ, UMUTLARIMI, KAHKALARIMI HİSSETMEYE HAZIR MISIN? GİZLİ BAHÇEMDESİN...

Pazar, Eylül 30, 2007

YARIM KALAN HAYALLER PEŞİNDEYİZ…


Aynı botanik bahçenin içinde, ama ay'ın aydınlattığı balkondayım. Gecenin bir vakti buraya gelmek, sandalye, cep telefonları, telsiz telefon, sigara, kağıt kalem ve çikolatalı nescafe’yi taşımak gelenekleşti. Günüm klasik bir gün değildi aslında. Hastane ve ev arası bir dokuma. Akşam aldığım telefon, güzel bir sohbet… o kadar çok konuşmuşum ki… Tam o anlatacakken, telefon kapandı. Bekledim. Aramadı… sanırım kredi bitti. Km.lerce uzaktan bir ses. Kapandı… Ve dilimde “Yarım kalan hayaller yaşındayız” şarkısı takıldı. Sözleri değiştirdim. Yarı vicdan azaplı ben, yarım kalmış sohbetin en şerbetli yerinde öylece elimde telefon, kalakaldım. Keşkelerim yok aslında. Belki de her şey olması gerektiği gibidir. Kırılganım bu günler. Her şey yarım. Çok beklettim mi? Kendimi, herkesi… Umutlarımı, hüzünlerimi, o şen şakrak kahkahamı… Tamamlanmamış cümleler beni kırıyor, söylenmişler değil. O bir yere gizlenmiş, yarım kalıp unutulmuş, biriktirilmiş kelimeler. Yarım kalan hayaller peşindeyiz bak! Bugün kısa cümleler kurdum. Esnedim. Durdum. İzledim… Sindirmeyi öğrendim mi ne hayatı? Ya da hayata kızdım bugün. Dua etmeyi bıraktım. Çok mu fazla kırdım seni tanrım? Bugün ay florasan gibi. Berrak, pürüssüz, pasparlak… Gecemin güneşi. Huzuru! Keşke uykum gelse… Düşümü görsem… limonatam ve ben! Sahil, altın renkli kum, turquaz deniz, kıyıda ahşap büyük bir ev, geniş veranda, verandada sallanan sandalye, bahçede muz ağaçlarının arasında hamak. Sahile inen bir ormanlık. Ilık bir esinti. Hamak ben ve limonata! Beynimi zorluyorum. O resme birini eklememek için çırpınıyorum. Ben çırpındıkça çılgın ben, bana inat o resme ekliyor. Eklemeeeeeeeeeee!!!! Ekledi :( Yarım kalan hayaller peşindeyiz bak …. (imdat dedim mi?)


Not: Sana ait bir düş var elimde… Bir gün teslim edilmek üzere bekliyor…

Aygün 27/09/2007

Cumartesi, Eylül 29, 2007

BEN SANA FIRSAT VERİRİM ÇOCUĞUM…


Hani bazen karanlıkta alışınca gözlerin, yazdıklarını iyi seçemesen de, gayrı ihtiyari yazarsın, ama doğrudur harflerin. Hatta inci gibidir. Akışına bırakınca da bazı şeyleri, yoluna girer tek tek. Hani buz kalıbına sıkışmış su gibi, terlersin, yerin dar gelir. Yeşil gür çiçeklerle dolu karanlık bir balkonda, serin bir geceden uykusuzluğa teslim oldum… Elimde gizliden içilen o tatlı dumanlı sigaram. Dürtercesine harflerim uyandırırken, tatlı esnemelerimin arasında, sandalye, karanlık ve harfler… Çok şey var aklımda. Öyle çok ki, bir yere vursam, dökülse hepsi diye düşünmüyor değilim. Çaresizce bekliyorum. 2-7-9… Pairs gibi… Kartları açıyorum tek tek. 2 tanesine bakıyorum. Hafızamda tutuyorum. Aynıları olursa, ve hatırlarsam yerini, siliniyor o ikisi. Puan kazanıyorum. Oynarken bile gülümsüyorum. Herkes aynı. Ve benzediğini görünce siliyorum benzeyenleri. Evet, puan kazanıyorum, evet kaybediyorum… silineceklerini bile bile, çözüyorum şifrelerini. Sabırsızca yeşil ışığı bekleyen, yanacağını bilen bir makine gibi otomatiğe bağlamışım ilişkileri. Ne acı… Her şey ve herkes aynı. Tenler, kokular farklı olabilir. Ben peki? Farklı mıyım? İşte ben de kendini aynı kefeye koyan, yurdum insanıyım. Hayat ne de yetmez oldu bana. Ne de az geldi. Öyle hızlı koşuyor ki, durdurmaya çalışırken bir de bakmışım ben de koşuyorum. Saat… Saat çoktan salıyı solladı. Çarşamba bana kahkahalarla gülüyor. “Sen işinde ol, ben bile geçiciyim” balkondan trafik lambalarına bakıyorum. Hepsi sarı ve yanıp sönüyor. Dikkatli geç… oldu canım… Zaten ben sadece balkon insanıyım. Ben sadece kazanmaya odaklı, aynılarını bulmaya çalışan, usta bir pairs oyuncusuyum. Aynılarını bulmaya odaklanınca olduranlardanım…Ne de güzel batırdım çuvaldızımı. Uzun zamandır egolarımdan fırsat bulup batıramamıştım. Uzun zamandır yargılamayı bıraktım. Yaşamı kendi haline bırakmayı öğrendim. Hani bir bitki var. Şu 1 mt olunca evin olur denilen yeşil ok gibi yapraklı bitki. Yazarken kafama batıyor şimdi. Sahıra kalktı halam. Gecenin sessizliğinde klik sesi yankılandı.yazdıklarımı görmeden yazıyorum. Uyumam lazım. 2-7-9 bu rakamlar da bugün kafamda ötüyor. Usta bir pairs oyuncusu gibi, bırakmalı tadında, ihtirassız bir uyku çekmeliyim. Ben yenilince değil, yenince doymayan pehlivanlardanım. Sessizce, yenileceğini bilerek oynayan ve sonunda “biliyordum” deyip gülümseyen, usta oyunculardan.

Yatak beni çağırıyor. Oysa ben yattığımda milyon kere sağ, sol, yüzüstü, sırt üstü, yan pozisyonlarda cırmalayarak, tatlı düşlerle uyuyacağım, biliyorum. Botanik bir balkonda, kelimelerimin hızına yetişemeden, serin serin yazıyorum. Tadım yok aslında. Ağlasam mı? Geçer mi? Ağlamayayım. Sadece boşaltmaya çalışayım. Kafamda milyon düşünce var. Tadım yok! Tadım hiç yok! Ne çok silmeye, çizikler atmaya başladım. Kimse kalmayacak yakında. Belki de silinmesi gereken “ben”dir. Onu da silmeye kıyamıyorum. Çakmağın sesi ( Ocak yakan çakmak) gecede yankılanıyor. İçimdeki ben, e be salak, içme de zıbar yat. 3 saat uyuyacaksın” diyor ama ben inatla, hani o kovmak istediğim düşünceler var ya, yenilerini ekliyorum. Ben usta bir pairs oyuncusuyum. Ama hiçbir işime yaramıyor….

Aygün 26/09/2007

Cuma, Eylül 21, 2007

UZUN ZAMANDIR...

Uzun zaman oldu yazmayalı. Soranlar bile sormayı bıraktılar sanırım. Bak işte geri döndüm şeker :D Hala neşeliyim. Hala ceviz kadar inatçı umutlarım. Hala huzur var içimde. Rahatım, ve hala ben'im. Hala uzaklara dalıp nescafe mi yudumluyorum. Gülümsüyorum, hüzünleniyorum. Hala narsistçe kendi fotoğrafımı çekiyorum. Hala doğadan bir kaç kare benim masa üstümde. Hala italyanlar gibi elimle,mimiklerimle, neşe ile konuşuyorum. Hala büyümedim. Hatta büyümekten vazgeçtim :D Hala Honda motor istiyorum (Hayabusa da olabiler :D) Ben hiçbir şeyden vazgeçmedim. İnatla istiyorum, yapıyorum. Bugün döndüm. Uzun zaman oldu değil mi? Bak geldim işte. Aslında hep burda bir köşede biriktiriyordum neşemi, hüznümü, içimdekileri... Çok özlemişim. Çok acıkmış, susamışım. Biriktirmedim hiçbir şeyi. Sakın bana sorma son 5 ayı. Çok güzel, çok hüzünlü, neşeli, kötü, kısacası herşey oldu. Ama çok güzeldi. Olması gerekenlerdi yani. İstanbul-adana-mersin arası mekik dokurken seni ihmal ettim. Haklısın tabi. Ama inan olması gerekenleri kasmamayı öğrendim. Prosedürleri sevmem bilirsin. Akışına bıraktım. Evet. Şimdi sen bunu oku. Ben de diğer yazımı hazırlayayım tamam mı şekerciğim :D koskocaman öptüm canlarıııııııım :D

aygün 21/09/2007 19:47